Gülzade Şentürk – HEPİMİZ AYNI DEĞİLİZ DİYE ORTAK HİÇBİR ŞEYİMİZ YOK DİYEMEYİZ

26 October 2009 Yazan Yönetici  
Kategori .Yazarlar

1Aynı olmak ve aynı olmamak nedir?
Aynı müzik tarzından hoşlanmak, aynı sanat eserini beğenmek, aynı spor dalıyla uğraşmak ,aynı duyguları hissetmek,insanları ortak bir noktada buluşturan özelliklerdir.
Farklı dinlere dillere vatanlara sahip olmak farklı düşüncelere sahip olmak farklı dış görünüşlere sahip olmak insanları farklı kılan özelliklerdir.
Etrafımızdaki insanlara dikkatlice bir göz attığımızda, her insanın fonksiyonlarında, iş yapış tarzlarında farklılık olduğunu görürüz.
İnsanın bilgiyi işleme, iletişim kurma, öğrenme, problem çözme, kendini tanımlama ve dış dünya ile münasebet kurmaları; sağlıkları, şahsi ve sosyal gelişme biçimleri birbirinden farklıdır.

Dil nedir?
Dil, her insanda bulunduğu gözlemlenen, düşünceleri sesli anlatma; bir olasılıkla da yazılı göstergeler aracılığıyla iletme yetisidir.
İletilecek her bir düşünce, kendi basına bir anlamsal içerik birimi oluşturur. Her bildirim anlamını kendi basına ve başka anlamlardan bağımsız olarak taşır.
İletişimin evrenselliğini savunan bir kuram için farklı olan varsayım anlamın sentax (söz dızımı) ve semantık (kullanan etkenini hiç hesaba katmadan dilsel işaretlerle ve bu işaretlerin dile getirdiği nesneler arasındaki bağlantıyı inceleyen bilim dalı) yapıdan soyutlanarak düşünülebileceğidir. Bunun için, önce, dildeki tümceleri iletişimin evrimindeki, ancak son aşamada geliştirilmiş olan, bu aşamaya özgü araçlar olarak kavramak gerekir.
Dil, iletişim için zorunlu sayılmamalıdır. Anlam taşıyan birimler, dilsel olabilen; fakat dilsel olmaları gerekmeyen fiziksel olgular, yani genel iletişim araçları olarak düşünülen söylenimler biçiminde saptanmalıdır.
Söylenim kavramının kapsamı, tümcelerle bildirim yapmaktan, örneğin göz kırpmaya, havlamaktan kadeh kaldırmaya, tüy dikleşmesinden yüz kızarmasına kadar iletişime yarayan her türlü aracı kapsayan geniş bir yelpazeye yayılıyor.
Dil sadece konuşmak – anlaşmak için araç değildir. Dili sanat dili ve yazı dili gibi düşündüğümüz anda ortak diller karsımıza çıkar.
Bilim ,sanat ,kültür ,müzik,spor ve daha bir çok etkinlik insanları ortak bir paydada ortak dil adıyla buluşturuyor.

Dil bir kültür unsuru mudur, değil midir?
İnsan var olanları tasavvur olarak zihnine kazandırınca, onu dille dışarıya aktarır. Eğer insanlar bilgilerini başkalarına bildirme olanağına sahip bulunmasalardı, bilgi birikimi, bilgi gelişmesi olmazdı. Başka ifadeyle kültür olmazdı. Öyleyse dil kültür unsuru değildir; ama dil kültürün ön şartıdır, kültürden önce gelir. Bu öncelik zaman önceliği değil mantık önceliğidir.

Kültür nedir?

Kültür, bir toplumun kendine özgü yasama tarzını ifade eder. Yaşama tarzı içindeki davranış, düşünüş tarzı, alışkanlıklar, ahlak, inanç, sanat, bilgi, hukuk, töre vs. o toplumun kültür bütünlüğünü oluşturur
Kültür unsurlarıyla birlikte insan eseridir. İnsanların olmadığı yerde kültürden söz edilemez. Bir yönü ile toplumsaldır. Buna göre iklim, bitki örtüsü, mevsimler vs. kültür unsuru değillerdir.Ancak doğa şartları olarak kültürü etkilerler.
Kültür bir düşünce mahsulüdür. Dille düşünce arasında sıkı bir ilişki vardır.

Dil olmadan düşünmek mümkün müdür?
Dil düşünmeyi nasıl geliştirir, yönlendirir ve hatta sınırlar?
Bu ilişkiyle ilgili iki ayrı görüş bulunmaktadır. Birincisi, dilsiz düşünce olmaz; dil aslında bir iç konuşmadır.İkinci görüşe göre de dilsiz düşünce mümkündür. Her iki görüş içinde dil düşüncenin ifade aracı olduğu için önemi büyüktür. Düşünce mevcudiyetini dille ortaya koyar. Yani dil düşünceye hayatiyet verir. Delacroix in dediği gibi “dilden önce düşünce buğuludur belirsizdir”.Düşünce dille yaşar, dille düzene girer. Diğer taraftan düşünceden arındırılmış bir dil ise hayatiyeti olmayan bos bir kalıptır.Görülüyorki bu ikisi arasında zorunlu bir ilişki vardır.Gelişmeleri birbirine bağlıdır.Düşünce var olana nüfuz edip yeni kavramlar kazanıp onları ifade ederek dili zenginleştirir.Dil zenginleştikçe de düşünce varlığa nüfuz etmede güç kazanır.

Sanat evrensel midir?
Sanat ve felsefe,birlikte, kimi zamanda karşıtlaşarak dünyanın insan eliyle çoğaltılmasının, genişletilmesinin olanaklarını sunar .Düşünür sanatçı olduğu sürece filozoflaşır. Yapıt duygu ve düşünceyi çoğalttıkça sanat katına yükselir.
Evren, fizikçi Stephan Hawking’in son seklini verdiği teoriye göre zamanın başlangıcında toplu iğne başı kadar alanda sıkışmış tözün büyük patlama ile yayılmakta olduğu sonsuz olarak nitelenen alana verdiği addır.
Dünya tüm bu seyrelmiş töz içinde bir toz tanesi gibi duruyor ama üzerindeki insanlar yaptıkları her şeyi evrensellestımeye çok meraklı.
Evrensel kullanılarak yapılan tanımlamaların asıl amacı, her yerde geçerli, değişmez ve tüm insanlar için aynı olanın ifade edilmesi gibi görünüyor.
Sanatta dahıl pek çok alanda insan tavır ve seçimlerini koşullayan bir estetiği ele alalım. Estetik konusunun aynı kültür içinde bile zamanla değişim gösterdiğine arkeolojik çalışmalar çok sayıda kanıt gösteriyor. Güzelin formu ve simgesi sürekli değişiyor.
Tam, Avrupa kültüründe insan ölçülerinden yola çıkarak oluşturulan altın oran evresel estetik yasası oluyordu ki Afrika heykelinin sündürülmüş figürlerle ifade ettikleri, Avrupa heykel sanatını sarstı. Estetik görünmek için Avrupalılar kulaklarına açtıkları deliklere halka takarken başka kıtalarda geçirdikleri halkalarla boyunlarını uzun gösteren dudaklarını kulaklarını delip içine büyük halka benzeri diskler takan insanlara bakmıyorlar bile. İnsan toplulukları evrensel hukuk kuralları belirleyip bunları birbirlerine kabul ettirmek, evrenselse niye kabul ettirmek gereksin ki- için her yola başvuruyor.

Müzik ortak bir dil midir?

Müziğin ortak bir dil olup olmadığını tartışmadan önce böyle bir şeyin varlığının herkes tarafından kabul edilip edilmediğine bakmak gerek. Müzik Musa’nın esin perilerinden birinin adından Muse’dan geliyor. Bu kelime Avrupa müzik kültürü ile ilişkiye giren hemen her kültürün diline aynen geçmiştir ve benzer başka bir kelimeye diğer dillerde pek rastlanmaz. Müzik çok yerde tek basına bir etkinlik olarak değil bir etkinliğin öğesi olarak kabul görür.
Bir araştırma yaparken şunu gördük;
Konu, müziğin ortak dil olmasıydı. Şöyle diyordu;
”Bir televizyon kanalı var bazen çok yeni filmler gösteriyor diye ayarlı kumandada. Sabah kanallarda dolaşırken bir şarkı başladı bu kanalda. Arapça idi. Ama adam o kadar usul usul ve güzel söylüyordu, geçemedim. Sonra bu usul sesin söylediği şarkının tüylerimi diken diken ettiğini hissettim. Hiç bağırmıyor, sesi inip çıkmıyordu. Büğülenmıs gibi dinlerken şarkıda Tikrit, Bağdat kelimeleri geçmeye başladı. Kemancılar (orkestra) ağlıyordu o sırada. Ben iki kelimeden bunun savaşla ilgili olduğunu anladım, anlamasam bile insanın içini yakan bir şey söylediği çok aşikardı”
Cennetin fısıltısıdır müzik, kulak verin duyacaksınız.
Sanat, kültür, müzik, dil insanları farklı kılan aynı zamanda ortak paydada toplayan insana özgü ifadelerdir.
İnsanı diğer canlılardan ayıran bu özellikler-özgülükler yani insanların ortaklığı aynı olmamayı ortadan kaldırabilecek güçtedir.
Gülzade ŞENTÜRK – Edebiyat Konağı Dergisi – www.edebiyatkonagi.net