Kimsenin kimseye gözü değmiyorsa

01 February 2010 Yazan Yönetici  
Kategori Eleştiri, Star Kitap

TDK, “Herhangi bir konuda yeni ve kişisel görüşlerle bezenmiş bir anlatım içinde sunulan düz yazı türü, “diye tanımlıyor denemeyi. Bu tanımda dikkatimi çeken iki nokta var: herhangi bir konu ve kişisel görüşler. Bu tanıma uymayan bir deneme yazarı olabilir mi? Ben böyle bir yazarı tanıyorum!

http://91.93.103.35/haber/091218-093146-232736-B.jpg

Konusu “herhangi” olmayan, görüşleri “kişisel” sıfatını taşımayan bir deneme yazarı. Onun tüm denemelerinin tek bir konusu var: hayat. Ve bütün denemeleri kişisel görüşlerle değil insani değerlerle bezenmiş. Son kitabı “Bilmem Hatırlar Mısın?”la okurlarıyla olan üç yıllık özleme son veren Ali Çolak, “hayat”a ve “insan”a dair “farkındalık”lar yaratarak okuru bu kavramlar üzerinde düşünmeye çağırıyor.

Eski bir suskunluktur anneler

Anne, Ali Çolak’ın bütün kitaplarında sonsuz minnettarlıkla anılan bir kişi olarak dikkat çekiyor. Bilmem Hatırlar mısın?’da da anneye dair kurulmuş cümleler okurun kalbine dokunuyor.”Dünya çirkinleştikçe bütün iyiliklerin, bütün hasretlerin kapısı anneye açılıyor.” Yazar, anneyi kirlenmiş dünyada tertemiz ve güvenli bir sığınak olarak görürken annesiz bir dünyada nasıl yaşanılacağını düşünmekten bile imtina ediyor. İletişim çağında yaşadığımız iletişimsizlikten annelerin ayrı tutulmasını istiyor. Çocuklarına “Birbirimizi görmeden yaşlanıyoruz” diyen annelerin çoğaldığı bu çağda hiçbir annenin “bayramlık ve tatillik anne” olmaktan mutlu olmayacağı gerçeğini de sessizce bırakıyor içimize.

Kitapta sosyal hayata dair acı gerçekleri okudukça üzülmemek, düşünmemek elde değil. Sosyal sorumluluklarından her geçen biraz daha uzaklaşan insanoğlu, bencilliğinin bedelini yalnızlığıyla ödüyor. Modern insanın yaşama hızı onun hayata ve insana dair “farlınlalık”larını yitirmesine neden oluyor. Hayatımızı selamsız günler dolduruyor. Yan komşumuzun sesi uzaktan geliyor. Kimse kimseyi dinlemiyor ama herkes bir şeyler söylüyor. Ali Çolak, bu yitip giden insani kıymetlere dikkat çekiyor. Hayatın farkına varmak, onu anlamlandıran her şeyi fark etmek ve ona anlam katmak, denemelerde okurun düşünce yolculuğundaki duraklarından birkaçı.

Unutamamak büyük acılar verir

Hatırla(n)mak ya da unut(ul)mak. İkisi de acı verir bazen. Bazen de mutluluk. İkisi de insan için. Yazar, bu ikisi arasında gidip gelen hayatlara dair notlar düşüyor denemelerinde. Zaman kavramının çağımız insanı için “an”ı ifade etmesi ve bu anın güzellikleri unutturması gerçeğiyle karşı karşıya kalan okur, neleri unuttuğunu fark ediyor: sevgi, samimiyet, muhabbet, merhamet…

Necati Cumalı, “Niçin yazıyorsunuz?” diye sorduklarında “Öykülerimde, denemelerimde beni yazmaya iten yüreğimin taşmasıdır” cevabını verir. Yüreklerimizden taşan unutamadıklarımızdır belki de. Kitaba adını veren deneme öyle bir gerçeği dile getiriyor ki okurun lugatindeki bütün kelimeler sükûta bürünüyor. “Bir anın, bir hayatın yaşanmamış gibi olması ne kadar ürkütücü; ama gerçek! Ne çok an, ne kadar çok hayat yaşanmamış gibi oluyor!.. Şu bizim yaşayıp durduğumuz küçük hayatlarımız da bir gün elbet yaşanmamış gibi olacak.”

Ali Çolak’ın denemelerinde dikkatten kaçmayan bir özellik de onun doğaya olan tutkusu. Kitap isimleri de bu tutkunun bir yansıması gibi: Mavisini Yitirmiş Yaşamak, Bir Bahçe Düşü, Gün Sarısı, Günlük Güneşlik Şarkılar… Onun hayat algısı insanlarla sınırlı değil; çiçekler, ağaçlar, gökyüzü, yağmur, bahar, kokular… Ali Çolak, kâinattaki her şeyi sığdırıyor “hayat”ın içine. Sayfaları çevirdiğinizde bir yandan, ağaç yaprağında gezinirken ruhunuz bir eylül ikindisinde diğer yandan da içiniz acıyor fark ettiğiniz yeni bir gerçeğe: İnsanoğlu her geçen gün daha da uzaklaşır oldu doğadan. Yani kendinden, özünden. Sahi en son en zaman dokunduk bir yaprağa? Ne zaman oldu bir çiçeği sulamayalı, gökyüzüyle konuşmayalı?

Bilmem Hatırlar Mısın?’ı okurken ve okuduktan sonra Haydar Ergülen’in Sis şiirindeki o müthiş mısraı hiç çıkmadı aklımdan: “Kimsenin kimseye gözü değmiyorsa şiir niye?”  Biraz değiştirip sorsak kendimize; kimsenin kimseye gözü değmiyorsa yaşamak niye?

YUSUF ÇOPUR