Yazarların İstanbul’u
![]() |
Ahmed Midhat Efendi, Ahmet Rasim, Abdülhak Şinasi Hisar, Sait Faik ve Sâmiha Ayverdi’nin eserlerindeki İstanbul ayrı ayrı beş kitap oldu. Kitapların arasında dolaştıkça gözünüzün önünde büyük bir İstanbul rüyası canlanıyor.
‘Her İstanbullu az çok şairdir’ diyen Tanpınar’a öncelikle hak vermek lazım. Zira bu şehir, dünyanın en çok ilham veren mekânlarından biri. Ahmed Midhat Efendi, Ahmet Rasim, Abdülhak Şinasi Hisar, Sait Faik ve Sâmiha Ayverdi için ‘İstanbul yazarları’ listesinin en tepesinde olan isimler diye söz etsek kimse kırılmaz, darılmaz. Bu velut şehirden kaplarınca istifade eden yazarlar, geride okundukça insanın içinde kaybolduğu bir dünya bıraktılar diyebiliriz. Her biri İstanbul’u yaşamış, şehrin gündelik hayatını, mimarisini, geleneklerini, semtlerini, kültürünü, insanlarını tek tek gözlemlemiş, sonrasında buradan devşirdiklerini eserlerine konu etmiş.
Rivayet odur ki; İstanbul ya çok sevilirmiş ya da hiç sevilmezmiş. İstanbul’u çok seven bu beş yazarın eserlerine konu ettiği zenginlikleri bir vakte kadar derli toplu görmek zordu. Ta ki İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ, sessiz sedasız beş kitap yayımlayana kadar. Büyük bir hayalin içine sürükleyecek bu eserlerin isimleri bile kitaplığınızda minik bir yer açmanız için yeter. ‘Türk Edebiyatında İstanbul Serisi’ üst başlığıyla yayımlanan Sait Faik’in İstanbul’u (Yeşim Özdemir), Sâmiha Ayverdi’nin İstanbul’u (Zeynep Uymur), Ahmed Midhat Efendi’nin İstanbul’u (Mehmet Doğanay), Abdülhak Şinasi Hisar’ın İstanbul’u (Şafak Güneş Gökduman), Ahmet Rasim’in İstanbul’u (Çilem Tercüman) adlı kitaplar, İstanbul’u adı geçen usta yazarların eserleri üzerinden anlatıyor.
Danışmanlığını Prof. Dr. Fatih Andı’nın yaptığı bu kitapların bir gazete sayfasına sığmayacak kadar derinlikte olduğunu baştan söyleyelim. Kitapların arasında dolaştıkça gözünüzün önünde hemencecik büyük bir rüya canlanıyor. Hayatın hay u huyu arasında İstanbul’a dair yitip giden veya şimdilerde ıskaladığımız pek çok güzellik kendini açık ediyor. İstanbul’un asıl çehresi, tüm ihtişamıyla kimi zaman siyah beyaz fotoğraflar eşliğinde kitaplarda beliriyor. Dünyanın en yaşlı şehirlerinden olan İstanbul için söylenecek ne çok şey var. Kitapları yan yana dizince büyük bir İstanbul manzarası tamamlanıyor. Her yazar bu şehrin ayrı bir ayrıntısına odaklanmış, İstanbul’u sanatının tükenmez bir malzemesi olarak kullanmış.
Ahmet Rasim’in İstanbul’unda dolaşırken ev ve toplum hayatı; Sâmiha Ayverdi’nin İstanbul’unda halk inançları, merasimler, ev halleri, mahalle hayatı, Ramazanlar, bayramlar; Hisar’ın İstanbul’unda Boğaziçi medeniyeti; Ahmet Midhat Efendi’nin İstanbul’unda şehrin mimari özellikleri, semtler, mevsimler ve konak hayatı; Ahmet Rasim’in İstanbul’unda hayatın devreleri, şehrin eğlence hayatı, adab-ı muaşeret, bayramlar; Sait Faik’in İstanbul’unda ise öyküleri üzerinden bir İstanbul portresi yer alıyor.
Abdülhak Şinasi Hisar (Boğaziçi Mehtapları):
“Bazen biraz sisli görünüşü, mavi ve dalgalı suları, bunlara benzeyen, ufak ufak dalgaları andıran, kesik kesik rüzgârlı, ince, mavi havasiyle, İstanbul’unkinden daha ziyade şimalli tabiatiyle, güzelliği dünyada eşsiz olan Boğaziçi, barındırdığı bu tabiat âşıklarına her mevsimin, her gününün ve her gecesinin ayrı ayrı tatlarını verir.”
Sâmiha Ayverdi (Ne İdik Ne Olduk):
“Artık evlerin saçak altında Ya Hafız levhaları yok. Odalarının duvarlarında ise Kur’an-ı Kerim’lere, cüz keselerine, Hilye-i Şeriflere, evdeki sedirlerin üstünde ise rahlelere, sevahiden minderlere, sırma ve ipek işlemeli yağlıklara pek rastlanmıyor.”
Ahmed Mithat Efendi (Müşâhedât):
“Şu Beyoğlu ne yaman memlekettir. Avrupa romancıları Paris’e gözlerini dikmişlerdir. Ama bizim Beyoğlu birçok cihetlerce Paris’ten yamandır. Hangi tarafına bakılsa bir roman görülür. Hangi adama tesadüf edilse mutlaka bir romana taalluku vardır.”
Ahmet Rasim (Külliyat-ı Say’u Tahrir Makalât ve Musâhabât I):
“Çiçekçinin üzerini arayabilirseniz yerli ıtriyat fabrika ve müstahzarlarımızın şişelerini bulabilirsiniz. Çiçekçi satamadığı, günlerce işportasında taşıdığı o solgun ezhârı bu türlü kokuların sulusuyla ta’tir ederek arada eline bir taze dal veya sap alarak: Misk kokuları diye bağırıp duruyor.”
Sait Faik Abasıyanık (Dolapdere):
“İstanbul’un semt adları yok mu? Bayılırım onlara. Ne güzelleri vardır. Yalan da olsa, yanlış da olsa, bu semt adlarından insanın muhayyilesine bir şeyler üşüşür. Başka yönlerden gelmiş anılar kaynaşıverir içimizde. Bir filmdir başlar dönmeye beynimizin karanlığında.”
Musa İğrek
Bursa’nın bütün geçmişi bu kitapta
31 December 2009 Yazan Yönetici
Kategori Benim Kitaplarım, Gezi, Haberler, Yeni Çıkanlar, Zaman Kitap

Bursa’nın sosyal ve kültürel hafızasını içinde barındıran Bursa Kütüğü, 60 yıl sonra okuyucuyla buluştu.
1930-1950 yılları arasında Kamil Kepecioğlu tarafından kaleme alınan 4 ciltlik eserde şeriyye sicilleri, yazma ve matbu evraklar, şifahi bilgiler, kısacası Bursa’nın maddi ve manevi kültürüyle ilgili her türlü bilgi yer alıyor. Bursa Kütüğü, 1940′larda Uludağ Dergisi’nce fasiküller halinde yayımlanmaya başlanmış, ancak devamı gelmemişti. 1986 yılında Bursa Ticaret Borsası’nın teşvikleriyle yeniden çalışmalara başlandı. Aslı Osmanlıca olarak Bursa Yazma ve Basma Eserler Kütüphanesi’nde bulunan eser, uzun çalışmalar sonunda Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından kültür dünyasına kazandırıldı.
Bursa Kütüğü, cumartesi günü Ördekli Kültür Merkezi’nde yapılan bir toplantı ile tanıtıldı. Toplantıda konuşan Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, “Şehirlerin hafızası neye kurgulanıyorsa, medeniyetlerin biçimi de ona göre şekillenmektedir. Dolayısıyla şehirlerle ilgili araştırmaların kıymeti de yükselişe geçmiştir. Bursa’nın tarihi, sosyal ve kültürel hafızasını günümüze taşıyan Bursa Kütüğü, geçmişimize ışık tutması ve tarihin gelecek nesillere aktarılması açısından çok önemli bir yapıttır.” dedi. Toplantıda eserin yayına hazırlanmasında katkıları olan Prof. Dr. Mustafa Kara, Prof. Dr. Hüseyin Algül, Prof. Dr. Osman Çetin, Prof. Dr. Mefail Hızlı ve Doç. Dr. Asım Yediyıldız’a plâket verildi. (0224 253 26 46)
60 yıl sonra basıldı
Prof. Dr. Mustafa Kara “Her kitabın bir kaderi vardır. Bu, Bursa Kütüğü için çok doğru bir sözdür. 60 yıldır basılma aşamasındaydı. Biz de 1986′da yeniden başladık. Zaman zaman bunaldığımız anlar oldu. Sonunda kentin geleceğine ışık tutacak bu eseri tarihimize kazandırmış olduk.”
Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu: “Bursa Kütüğü’nü kaleme alan Kamil Kepecioğlu, Osmanlı arşivlerinin ilk tasnifini yapan kişilerden biridir. Bir devletin tarihi ancak geriye bıraktığı belgelerle yazılabilir. Bu gibi eserlerin kültürümüze kazandırılması geleceğimize güvenle bakılması için büyük önem taşıyor.”
Beşir Ayvazoğlu: “Bursa Kütüğü’nü Eski Eserler Kütüphanesi’nde incelemiş ve neden neşredilmediğini düşünmüştüm. Kendi kültürümüzle ilişkimiz, yabancılarınkinden farklı değil. Bu gibi kırılma dönemlerinde toplumlar travmalar yaşarlar. Bu tür eserler travma dönemlerinin aşılması için önemlidir.”
Mustafa Armağan: “Yıllar önce Bursa Eski Eserler Kütüphanesi’nde okuduğum Osmanlıca belgelerin kitap haline getirilmesinden çok mutluyum. Şehri sevmek için o şehri tanımanız gerekir. İnsan tanımadığı bir şehri sevemez. Gelecek nesiller bu eseri okuyarak şehirlerini tanırlar.”




