Katre-i Matem

25 December 2009 Yazan Yönetici  
Kategori Kitap Tanıtımı, Çok Satanlar

İskender Pala, Kapı Yayınları;
İstanbul, 2009, 14 x 20 cm, 480 sayfa, Türkçe, Karton Kapak. ISBN No: 9789944486903

Roman, müzayededen alınan elyazması bir kitabın hikâyesi olarak başlıyor. Okurlar, bu elyazması kitabın açtığı kapıdan içeri giriyor, bir devre adını veren lalenin izinde İskender Pala’nın yarattığı etkileyici ve büyüleyici bir atmosferin içinde yol alıyor.

İstanbul bu romanda, karmaşası, heyecanı, isyanları, kalabalığı ile lalelere bürünüyor. Öyle ki lale sadece bir çiçek değil, bir yaşayış tarzı, estetik bir tavır, kültürel ve tarihsel bir birikim olarak İstanbul’u, hatta tüm Osmanlı’yı çevreliyor. İstanbul, doğal tüm güzelliklerinin, mimari şaheserlerinin tarihî debdebesi ile beraber lalezarlara, lale yarışlarına, lale şiirlerine bezeniyor; lalelerin şehri, renklerin şehri, yaprakların şehri haline dönüşüyor.

İskender Pala, Katre-i Matem’de usta kalemiyle lalelere bezediği İstanbul’da kavuşup doyulamayan, kavuşulamayıp yakan aşkların elemli ve Osmanlı hallerini de tüm ıstırap ve coşkularıyla anlatıyor. Sevdiğini, aşklarının ilk gecesinde kaybeden Şahin’in macerasını anlatan roman, bu kaybın ardındaki esrarı çözmek için külhanlara, tomruklara, lalezarlara ve hatta Osmanlı sarayına kadar gidiyor. İşte bu yolculuk, okuru hiç ummadığı yerlerde hiç ummadığı maceralarla karşılaştırıyor.

Cinayetlerin gölgesiyle giderek gizemli bir hal alan olaylar Lale Devrine nihayet veren Patrona Halil İsyanının yakıcı siyasal çalkantılarıyla birlikte çözülmeye başlıyor.

Kalemimi hokkaya bandırdığım şu anda –ki Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’yı canından; Sultan III. Ahmet’i de tahtından eden cehennemden nişan Eylül İhtilali’nin üzerinden henüz iki hafta geçti- şahit olduğum olayları yazıp yazmamakta kararsız sayılırım.

Bilemiyorum. Yazmak gerektiğini düşündüğüm şeyler bir bakıma devlete ait sırları ifşa etmek gibi bir ihanetin ağırlığını da vicdanıma yükleyecek. Öte yandan Şark’ın kutsal çiçeği laleye dair yorumlarda bulunacak ve belki şükufeciyan esnafını gücendirmiş de olacağım.

Ama birisi çıkıp yiğit Şehzade Ahmet’i, aşağılık isyancıların yaptıklarını, cennete benzeyen İstanbul’u ve Sadabat’ın laleye kattığı zarafeti anlatmazsa bu dahi tarihe ve şehre haksızlık sayılır.

Devlet-i Aliyye: Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar – I

25 December 2009 Yazan Yönetici  
Kategori Kitap Tanıtımı, Çok Satanlar

Halil İnalcık, T. İş Bankası Kültür Yayınları;
İstanbul, 2009, 1. baskı, 16 x 23 cm, 377 sayfa, Türkçe, Karton Kapak. ISBN No: 9789944884651

Devlet-i ‘Aliyye, Osmanlı tarihçiliğinin çağımızdaki en büyük isimlerinden Halil İnalcık’ın yarım yüzyılı aşan çalışmalarının bir ürünü. Eserin bu ilk cildi, Osmanlı Devleti’nin bir beylikten

Orta-Doğu ve Balkanlar’ı hükmü altına alan güçlü ve köklü bir imparatorluk haline gelişine odaklanıyor.

İnalcık Osmanlı Klasik Dönemi’ni sadece siyasi tarih olarak ele almıyor. Siyasi tarihin toplumsal-ekonomik alt-yapısını, yani nüfus hareketleri, göçler, kitlelerin temel ihtiyaçları, tarım ve ticaretin bu ihtiyaçları karşılama şekilleri ve şehirleşme konularında da analizler yapıyor. Tarihsel sorunları açıklamada geçmişten gelen geleneksel zihniyet ve kurumlar çerçevesinin tespitine girişiyor.

Çivisi Çıkmış Dünya: Uygarlıklarımız Tükendiğinde

25 December 2009 Yazan Yönetici  
Kategori Kitap Tanıtımı, Çok Satanlar

Amin Maalouf; Çeviren: Orçun Türkay , Yapı Kredi Yayınları;
İstanbul, 2009, 5. baskı, 14 x 20 cm, 216 sayfa, Türkçe, Karton Kapak. ISBN No: 9789750816185

Türk okurunun daha çok tarihsel romanlarıyla tanıdığı Maalouf, bu kez ‘medeniyetler çatışması’ adı altında kuramsallaşıp yasallaşan ve dünyadaki bütün kültürler ve halklar için felakete yol açacak politikaları eleştiriyor.

Yazar, yaşamın devamlılığının olmazsa olmazı olarak gördüğü hoşgörü çığlığını yeniden duymaya davet ediyor insanlığı…

Çivisi Çıkmış Dünya bir yandan küresel ısınma, enerji kaynakları ve doğal felaketlerle, bir yandan da yanlış ve çıkarcı politikaların doğurduğu ekonomik ve siyasal krizlerle mücadele eden insanlık için bir yol haritası… Kitabın satır aralarında Amerikan politikaları, Avrupa Birliği,20. yüzyıl Arap siyasi tarihi ve Türkiye’den bahsediliyor.

Maalouf’un bu eseri, her şeye rağmen birbirimize saygı duymayı ve birlikte yaşamayı başarmak isteyenler için bir tür pusula.

Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk (Özel Basım)

25 December 2009 Yazan Yönetici  
Kategori Kitap Tanıtımı, Çok Satanlar

İskender Pala, Kapı Yayınları;
İstanbul, 2009, 2. baskı, 14 x 20 cm, 416 sayfa, Türkçe, Karton Kapak. ISBN No: 9789944486798

Gök kubbenin altında insanın ruhunu soyan kötülükler ve giyindiren aşklar adına… Doğu ak ejder yılında başladı yirmi üç bin yıllık gizem…

Uzayın sonsuzluğuna açılan kapıyı keşfe çıkmış bilge rahipler, uğruna topluca can verdikleri bir sırrın, binlerce yıl sonra, bir şair tarafından aşkın derin katmanlarına saklanarak korunacağını bilselerdi… Siruş başlıklı murassa hançerin kabzasına parmak izlerini bırakanlar, daha avuçlarının sıcaklığı gitmeden hançer kınında kan biriktiğini bilselerdi…

Bağdat, İstanbul, Roma, Paris ve diğerleri; kıyılarına vuran yeni aşkın, bütün eski tarihlerini dolduracak yoğunlukta olduğunu bilselerdi…

Bilgeler, katiller, asiller ve sevgililer; ellerinde tuttukları kitabın alev almaya hazır bir aşk külçesine dönüşmek üzere olduğunu bilselerdi…

Şair, ipeksi dizeleri arasına hayaller gibi sakladığı şifrelerin hoyrat ellerde ihtirasla parçalandığını, sonsuzluk şarabına kadeh yaptığı gelincik yapraklarının kinle dağıtıldığını bilseydi…

Ve şimdi kim bilebilir neler olacağını, Babil uyandığı zaman? ! ..

Turkish Book Review 5

25 December 2009 Yazan Yönetici  
Kategori Kitap Tanıtımı, Yeni Çıkanlar

Plan B. İletişim Yayıncılık;
İstanbul, 2009, 19 x 28 cm, 142 sayfa, Türkçe, Karton Kapak.

Türkiye’nin tek İngilizce kitap tanıtım dergisi Turkish Book Review’un beşinci sayısı çıktı!

Frankfurt Kitap Fuarı’nda ve yurt dışındaki diğer büyük uluslararası kitap fuarlarında sergilenen dergi, edebiyatımızın yurt dışına açılan penceresi olarak tanımlanıyor.

“…Türkçeden çevrilecek kitaplar konusunda arayış içinde olan yayınevlerinin, ajansların ve çevirmenlerin ilk başvuracakları kaynak durumunda. Türk edebiyatında ve kültür hayatında neler olup bitiyor, dikkate değer kitaplar hangileridir, Türk edebiyatının yol haritasındaki belli başlı isimler kimlerdir, hep Turkish Book Review’da cevaplarını buluyor.” Mehmet Kalpaklı, Bilkent Üniversitesi

Beşinci sayıda, Ortadoğu’da edebiyat, kültür ve politika üzerine özel bir dosya hazırladık. Bu dosyada George Messo, Necip Mahfuz, Mahmud Derviş gibi önemli yazarları inceledi; Akif Kireççi ise modern Arap edebiyatını inceledi. Victoria R. Holbrook’la, Şeyh Galip’in Hüsn-ü Aşk adlı eserinin çevirisi üzerine, Doğan Hızlan’la Türk edebiyatının yurtdışında tanıtımı üzerine birer söyleşi yaptık. Ersan Üldes’in Türk romanında postmodernist yaklaşımlarla ilgili incelemesi, Nilüfer Mizanoğlu Reddy’nin “Adalet Ağaoğlu’nu İngilizce’de Okumak” başlıklı makalesi, Yusuf Eradam’ın Oktay Rifat’ın şiiri üzerine incelemesi, Fransızca öyküleri yayınlanan altı genç Türk yazarı üzerine Emma Foulger’ın yazısı, Apollinaria Avrutina’nın Orhon ve Yenisey yazıtlarıyla ilgili incelemesi, Altay Öktem’in “2000’li Yılları Sarsmaya Aday Şairler” başlıklı makalesi, Cudi Genç’in “Türk Halk Müziği” başlıklı yazısı ve Selva Suman’ın “Yüzyıllar Boyunca İstanbul ve Sanat” başlıklı makalesi bu sayıda yer alan yazılardan birkaçı. Beşinci sayıda tanıtılan yazarlardan bazılarıysa şunlar: Mim Kemal Öke, Talat S. Halman, Muazzez İlmiye Çığ, İskender Pala, Mustafa Balbay, Aslı Erdoğan, Özen Yula, Tahir Alangu, Ahmet Davutoğlu, Kemal H. Karpat, Ayşegül Devecioğlu, Şükran Kuyucak Esen, Muammer Kırdök, Mümtaz Mehmet Tütüncü, Ali Özuyar, Aziz Nazmi Şakir-Taş.

25 December 2009 Yazan Yönetici  
Kategori Kitap Tanıtımı, Yeni Çıkanlar

Selman Kayabaşı, Timaş Yayınları;
İstanbul, 2009, 14 x 20 cm, 284 sayfa, Türkçe, Karton Kapak. ISBN No: 9786051141374

Türkiye Cumhuriyeti’nden Rumeli ve Mezopotamya Birliği’ne…

Birinci Dünya Savaşı’nda Almanya’nın mağlup olması için çalışan gizli bir ekip…

J.F Kennedy ve Adnan Menderes’i yetiştiren ortak AKADEMİ…

Avrupa’da Teslis’e karşı Tek Tanrı inancını savunan Protestan Hareketini başlatan M. Luther’in bağlı olduğu İslam Teşkilatı…

Bilinen tarih tezlerini alt üst edecek bir kurgu. Selman Kayabaşı, yeni romanıyla okurlarının karşısında…

ASELSAN’daki gizli projede görev yapan Elektronik Mühendisi Semih Temiz, Sakarya’daki bir arazide intihar etmiş olarak bulunur. Bunun bir suikast olduğunu düşünen MİT, Affan Alkan’ı suikastı çözmekle görevlendirir. Affan Bey cinayetin izini sürerken Turgut Özal’ın bir araya getirdiği ve Rumeli’de bağımsız devletler kurmakla görevlendirdiği gizli bir ekibin varlığından haberdar olur.

*Ak Parti’nin ilk Cumhurbaşkanı adayı Vecdi Gönül’dü. Neden ve nasıl oldu da Cumhurbaşkanlığına Abdullah Gül aday gösterildi? Perde arkasında yaşananlar, ilk kez yazıldı.

*Muhsin Yazıcıoğlu, Makedonya ve Kosova’daki gizli görevleri sebebiyle mi öldürüldü? Kosova Devleti’nin kurulmasıyla Yazıcıoğlu’nun ölümü arasında nasıl bir ilişki var?

*Adnan Menderes, Turgut Özal, Adnan Kahveci, Üzeyir Garih; aynı ekip tarafından yetiştirilmiş özel isimler miydi? Kahveci, Anavatan Partisi’nin başına geçeceği için mi öldürüldü?

*Üzeyir Garih Suikastı’nın perde arkasında, Hilafet’in tekrar tesis edilmesi ve Rumeli ile Asya’daki gizli faaliyetleri mi yatıyor?

*ASELSAN’daki intiharlar, devletin içindeki gizli bir ekibin yaptığı projeyle mi ilgiliydi?

*Kanuni Sultan Süleyman’ın sır gibi saklanan kılıcı KANUN, Protestanlık’ın ortaya çıkışıyla ilgili hangi sırrı barındırıyor? Kılıç, bugün hangi teşkilatın elinde ve nasıl korunuyor?

*ABD ve Türkiye’yi yöneten ortak bir ekip mi var? Türkiye’nin bölgedeki etkisinin artması, bu gizli yapının varlığıyla mı ilgili?

*Osmanlı Devleti’ni idare eden bu gizli yapı,1917′den sonra Almanya’nın mağlup olması için hangi gizli çalışmaları yaptı?

*Mustafa Kemal, bu ekip tarafından yetiştirilip Anadolu’ya yeni bir devlet kurmak üzere mi gönderildi?

*Yazar Selman Kayabaşı, Türkiye’de son yıllarda yaşanan gelişmelerin perde arkasını ve tarihi kaynaklarını ilk kez ortaya koyuyor.

Felsefe Yelken ve Caz

25 December 2009 Yazan Yönetici  
Kategori Kitap Tanıtımı, Yeni Çıkanlar

Asiye Koray Bendon, Elma Yayınevi;
İstanbul, 2009, 13,5 x 19,5 cm, 200 sayfa, Türkçe, Karton Kapak. ISBN No: 9789756093597

Yazar olmaya çalışan bir kadının, bir taraftan bu serüveninin seyir defterinin sayfalarını çevirirken, aynı anda “aşk” adına sürdürdüğü “kahraman” arayışındaki sorgulamalarına, çatışmalarına tanık oluyoruz. Yazar bu serüven sırasında, hayatı anlamlandırma çabasına “blues/caz” eşliğinde keyifli bir yelken seyri yaptırıyor. Filozofları, yazarları, roman ya da film kahramanlarını, hatta blues/caz müzisyenlerini teknesinin güvertesine konuk ederken onları bir deniz feneri ya da şamandıra gibi kullanarak okuru düşünmeye davet ediyor.

Fonda caz, elde hayatın anlamını çözmüş bir felsefe kitabı, denizin yumuşak koynunda sıcacık, sessiz, sakin, huzurlu bir yolculuğa çıkıyoruz diye hemen sevinmeyelim… Bu yolculuk çetin geçecek… Kitap, bir kadın kahramanın hatırlamaları -sayıklamaları değil-, düşünce dehlizlerindeki gezintisini ve s(us) uşlarını anlatmaktadır.

Kur’an Nedir?

25 December 2009 Yazan Yönetici  
Kategori Kitap Tanıtımı, Yeni Çıkanlar

Ahmet Nedim Serinsu, Şule Yayınları;
İstanbul, 2009, 14 x 20 cm, 200 sayfa, Türkçe, Karton Kapak. ISBN No: 9786054056347

İşlemeli mahfazalar içine koyup, odalarımızın duvarlarına astığımız Kur’ân-ı Kerîm, anlaşılmayı/ hayatı anlamlandırmayı bekliyor… Otomobillerin içini, işyerlerinin duvarlarını, camilerin kubbelerini süsleyen âyet-i kerîmeler, anlaşılmayı / hayatı anlamlandırmayı bekliyor…

O Kitap, insanlığın adresine gönderilen bir mektup; anlaşılmayı/hayatı anlamlandırmayı bekliyor… Elde edemedikleriyle, elde ettikleri arasında sıkışan insan, hayata anlam veremeyişinin bedelini ağır ödüyor. Tarih sürecinde değişse de manzara, çıkmazlar değişmiyor. Bir “insan modeli” aranıyor, “bir hayat şekli” irdeleniyor. Farkında olsun ya da olmasın, insan fıtratını arıyor. Bu anlam arayışının fıtratla kesiştiği noktalar, Kur’ân’ın öngördüğü insanın yalnıza bir yönünü işaret ediyor.

“Kur’ân insanı”nın, bir başka deyişle “kâmil (bütün) insan”ın gerçekleşmesi ise hayattan beklentilerin tümünün fıtratla örtüşmesini gerektiriyor. Bu çalışma, “Kur’ân Nedir? ” sorusunu bu amaçla sormakta, ona insan hayatını anlamlandıran ilâhî cevap olarak yaklaşmaktadır. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm, kendini “hidâyet rehberi” olarak tanımlamakta, insan modelinin nasıl olacağını göstermekte, insan-hayat-tabiat-evren bütünlüğünün gerçekleştirilmesi için kurallar koymaktadır.

İnsan-ı Kamil

25 December 2009 Yazan Yönetici  
Kategori Kitap Tanıtımı, Yeni Çıkanlar

Azizüddin Nesefi; Çeviren: Ahmed Avni Konuk, Gelenek Yayınları;
İstanbul, 2009, 14 x 20 cm, 255 sayfa, Türkçe, Karton Kapak. ISBN No: 9789758861590

insanın ‘ne’ olduğıı, nereden gelip nereye gittiği, yaratıcısıyla olan münasebeti, diğer varlıklarla ilişkisi gibi meseleler, insanlık tarihinin en esaslı problemleri arasında yer alır. Bütün bir felsefi ve fikri birikimin bu gibi sorulara cevap vermek üzere oluşturulduğu söylense yanlış olmaz. Elinizdeki eser, tasavvuf anlayışına göre insanlığın temel sorularını cevaplamaktadır:

İnsanın mahiyeti, büyük âlem-küçük âlem, bilgi edinme yolları (vahiy, ilham, rüya) , ruh, kader, levh-i mahfuz, melek-şeytan, vahdet-tevhid, yer ve gök tabakaları, Allah-âlem ilişkisi, aşk, hürriyet, seyr-i sülük… gibi meseleler bu eserde yetkin bir tasavvuf üstadının kaleminden, klasik sûfî perspektife göre cevabım buluyor. Bu klasik başyapıt, Üstad Ahmed Avni Konuk’un titiz çevirisi ve zengin diliyle irfana teşne olanlara sunulmaktadır.

Tarihi Değiştiren Suikastler

25 December 2009 Yazan Yönetici  
Kategori Kitap Tanıtımı, Yeni Çıkanlar

http://kitap.antoloji.com/media/erenbooks/k/29/291772_k_4616.jpg Fatih Bayhan, Nesil Yayınları;
İstanbul, 2009, 14 x 20 cm, 224 sayfa, Türkçe, Karton Kapak. ISBN No: 9789752697607

Sezar`ın, Brütüs tarafından işlenen suikastle öldürülmesi, Roma İmparatorluğu`nda siyasi sonuçlar doğurmuştu. Brütüs`ü Sezar`ın “kötü adam” olduğuna inandıran suikastçı muhalifler, belki de ilk stratejik suikaste de imza atmış oluyorlardı.

Tarihi belleğimizin “Sen de mi Brütüs? ”ü bir halk özdeyişine dönüştürdüğü bu acı yüklü sözcük, Doğu Roma`dan Batı Roma`ya, Avrupa`dan İslam topraklarına kadar ulaştı.

Hz. Peygamber`in (s.a.v.) bir grup Mekkeli tarafından öldürülmeye kalkışılması İslam tarihindeki ilk suikast planı olarak anılabilir. Ama o suikastın özel bir yanı daha vardır ki o da Mekke`de hâkim olan düşüncenin Arap geleneklerindeki dengeyi gözeterek bu suikastı işlemeye çalışmasıdır.

Ancak İslam tarihindeki suikastler burada kalmadı. Hz. Ömer`i, Hz. Osman`ı suikastlerle kaybetti İslam dünyası.

***

Anadolu`nun güçlü devleti Selçuklu`da da yaşandı, koca Çin İmparatorluğu`nda da.

Osmanlı`nın kaderinde de etkili oldu suikastler. Fatih`i kendi aşçısı zehirleyerek öldürdü. Genç Osman genç yaşında suikastle ortadan kaldırıldı. II. Abdülhamid`e bir cuma selamlığı sonrasında düzenlenen suikast herhalde hâlâ tazeliğini koruyor…

Enver Paşa`ya, Talat Paşa`ya, Cemal Paşa`ya suikastlerin eli değmedi mi?

Tarih, Osmanlı`nın zayıf döneminde suikastlerin ağır ve acımasız yüzünü gösterdi ama suikastçilerin vatanı yoktu. ABD`nin en kudretli Başkanı Lincoln ve ABD`ye büyük emek vermiş Martin Luther King de nasibini aldı suikastlerden Kennedy de…

Ama tarihin en acı suikastlerinden birisi herhalde Gandhi`nin yaşadıklarıdır.

Hayatını Hindistan`a adayan, mütevazılığı ve felsefesiyle hâlâ mesajları etkisini koruyan bir lider nasıl olur da bir Hindu tarafından öldürülür?

Evet, yakın tarihimize de Mumcu, Kışlalı, Üçok, Dink suikastleriyle damgasını vuran olaylar zincirine Pakistan`dan Butto`yu da eklemek lazım…

Neden oldu? Amaçları neydi? Sonuçları ne oldu? Ardında kim vardı?

Bu kitap bir yandan suikast kavramını ele alırken, bir yandan da tarih üzerinde etkili sonuçlar doğuran suikastlerden 12 adetini ele alıyor.

Kayıp Şiir – Beşir Ayvazoğlu

Beşir Ayvazoğlu, Everest Yayınları;
İstanbul, 2009, 14 x 20 cm, 105 sayfa, Türkçe, Karton Kapak. ISBN No: 9752896536

Evet, benim şiirim, kayıp bir şiirdi; eski şiirlerimin hepsini yeniden ele alıp bütün molozlarından ayıklayarak asıl şiirime ulaşmayı deneyebilirdim. Bu tecrübeyi bana biraz da Almanların şiir karşılığı olarak kullandıkları dichtung kelimesinin ilham ettiğini söyleyebilirim. Dichtung, sıkıştırmak, sızmaz hâle getirmek anlamına geliyormuş. Şiir tam da böyle bir şey; dile o kadar hâkim olmalı ve fikirlerinizi, duygularınızı öylesine kesif hâle getirmelisiniz ki, tek kelimeyi bile yerinden kımıldatmak mümkün olmasın!

Nostaljinin Geleceği

25 December 2009 Yazan Yönetici  
Kategori Kitap Tanıtımı, Yeni Çıkanlar

Svetlana Boym; Çeviren: F. Burak Aydar, Metis Yayınları;

İstanbul, 2009, 13,5 x 19,5 cm, 516 sayfa, Türkçe, Karton Kapak. ISBN No: 9789753427463

Yurtdışında savaşan İsviçreli askerlerin ‘yurt özlemi hastalığı’nın adı olarak teşhis edilen nostalji, zamanla ‘geçmişe duyulan özlem’ hastalığının adı olurken, modernlik bir yandan ilerleme’nin nostaljiyi yeryüzünden sileceğine inandı, bir yandan ise bu şifası olmayan hastalığını ölesiye sevdi. Halen Harvard Üniversitesi Slav Dilleri ve Edebiyatları bölümünde öğretim üyeliğinin yanı sıra çeşitli sergilere imza atarak sanat kariyerini de sürdüren Svetlana Boym, nostaljiyi badireler atlatmış St. Petersburg, Moskova ve Berlin gibi kentlerin tarihsel coğrafyasında ve de Nabokov, Brodski ve Kabakov gibi modern sanatçıların eserlerinde gezinerek keşfe çıkıyor, sıradan göçmenlerin hatıra-eşya koleksiyonlarını mercek altına alıp, onulmaz nostaljikliğimizin köklerine inmeye çalışıyor. Hatırat, felsefi deneme, tarihsel analiz ve edebiyat eleştirisi gibi yazı türlerini özgün bir biçimde harmanlayan kitap, ulusal kimliği kişinin kendi kendini yaratma çabasına bağlayan kolektif nostalji mekânlarına uzanıyor. Kısacası, Boym ‘nostalji incelemeleri’ gibi yepyeni bir araştırma alanı, yeni bir tipoloji veya sınıflandırma ve yeni bir estetik ortaya çıkarmayı başarıyor.

(Tanıtım Bülteninden)

Futbolun Bukalemunları

25 December 2009 Yazan Yönetici  
Kategori Kitap Tanıtımı, Yeni Çıkanlar

Tarkan Kaynar, İzgören Yayınları;

Futbolun Bukalemunları, sıradışı bir futbol kitabı.1910’dan bugüne Türk futbolundaki sansasyonel transferler; tutku, ihanet, fedakârlık, zirveye çıkış, dibe vuruş belgesel bir film tadında aktarılıyor.

Refik Osmani’den Talat Paşa’ya, Metin Oktay’dan Lefter’e, Şenol-Birol’dan Baba Recep’e, Rıdvan’dan Tanju’ya, Hasan Vezir’den Sergen’e, Tümer’den Rüştü’ye, Emre’den Mehmet Topuz’a pek çok futbolcunun heyecanlı transfer hikâyesi anlatılıyor.

Bir yandan filmi izlerken diğer yandan futbolcuların kaçırılma öykülerini polisiye roman, taraftarların duygularını hüzünlü bir şiir gibi okuyacaksınız.

* * *

Futbolun derinliğini ve entelektüel dünyamızdaki izini, sevgili meslektaşımın neredeyse sosyolojik bir tespitle bağdaştırdığı “Bukalemunlar” ile hissettim. Böyle bir kitaptan haberdardım, ama bilge bir spor duruşu ve akıcı bir roman diliyle keyifli bir tarih yolculuğu yapacağımı bilmiyordum. […]

Bu kitap okuyanın meşrebine göre değişen bir içeriğe sahip. Spor tarihi meraklısı iseniz “cuk” diye oturduğunu düşünebilirsiniz. Spora entelektüel bir tat diye bakıyorsanız bilgilenirsiniz. Ben bu kitabı “ihanetler tarihi” diye okuyanlardanım. Keşke Tarkan’dan daha iyi cümlelerle aşağıdaki halet-i ruhiyeyi tasvir edebilseydim:

“Gün gelir de onun, artık sizinle aynı cephede yer almadığını; ‘tercih’ kullanarak, ‘profesyonelce’ davranarak, kendince haklı sebepleri ve spor dünyasında kabul gördüğü durumlar üzerinden rakibinizin cephesine geçtiğini duyduğunuz an gökdelenin en üst katından düşmüş gibi hissedersiniz kendinizi…”

[…]

Sevgili tribün kardeşim sizi tarih turuna çağırıyor. Bu “renk cümbüşüne” hazır mısınız?

Türk Adalet Yönetimi

25 December 2009 Yazan Yönetici  
Kategori Kitap Tanıtımı, Yeni Çıkanlar

İsmail Aksel, Seçkin Yayınevi;

Türkiye’de Adaletin İşleyişi: Yapılanma ve İşlevler / Yüksek Mahkemeler / Adalet Bakanlığı İle Bağlı ve ilgili Kuruluşları / Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu / Bölge ve İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları / Barolar ve Türkiye Barolar Birliği / Noter Odaları ve Türkiye Noterler Birliği

Hasretinden Prangalar Eskittim – Ahmed Arif

18 December 2009 Yazan Yönetici  
Kategori Düşle Edebiyat, Kitap Tanıtımı, Şiir

Emine Gürbüz

Açar,
Kan kırmızı yediverenler
Ve kar yağar bir yandan,
Savrulur Karacadağ,
Savrulur zozan…
Bak, bıyığım buz tuttu,
Üşüyorum da
Zemheri de uzadıkça uzadı,
Seni, baharmışın gibi düşünüyorum,
Seni, Diyarbekir gibi,
Nelere, nelere baskın gelmez ki
Seni düşünmenin tadı…

Ahmed Arif ilk şiir kitabı olan “Hasretinden Prangalar Eskittim”i 1968′te Bilgi Yayınevi’yle anlaşarak çıkarttı. Kitap, yazarın yaşarken yayınladığı tek eser olduğundan büyük önem taşımaktadır. Ahmed Arif’in edebiyat dünyasındaki varlığını sürdürmesini, belki de kalıcı olmasını sağlayan bu eser bugüne kadar Türkiye’de en çok baskıya ulaşan şiir kitabı olarak da dikkat çekiyor. Yıllar içinde ulaştığı kitlenin büyüklüğü göz önüne alındığında onun toplumsal şiirinin, toplumun ne kadar içinde ve topluma ait olduğu açığa çıkmaktadır. Kaldı ki onun şiir anlayışının Türk geleneğindeki âşık şekline benzemesi, şiirinin kendi iç sesi halka yakın gelmesi de önemli bir noktadır. Onun doğayla bütünleşen ve bir yandan da isyan eden sesi halkın damarlarına kadar işlemiştir. Halkın aşkı, halka olan aşkıyla bir doğa ve doğa isyanıdır onun şiiri.

O, Anadolu toprağının âşığı ve anlatıcısıdır. Eserlerinde kendi inandığı değerleri ve halkın inançlarını bir araya getirerek müthiş bir sentez oluşturur. Kitap içinde yer alan şiirlerin geneline baktığımızda bir doğa ve bir isyan görürüz. Onun şiirinde isyan, başkaldırı sert bir direnişten çok haykırış ifadesindedir. Oysa bu haykırış bile doğanın, dağların yamacından gelen bir rüzgâr gibidir. Rüzgârın uğultusu toplumsal bir hareketin ifadesi niteliğindedir.

“Hasretinden Prangalar Eskittim” kitabındaki şiirlere birçok farklı toplumsal açıdan bakılabilir. Mesela şiir, toplumun içinden geldiği için topluma yakındır ya da şiir zaten toplumun içinden gelen biri tarafından yazıldığı için toplumdan asla uzaklaşmamıştır. Şiirin doğayla olan buluşması sadece Türkiye’nin Doğusu’ndaki halk için değil, tüm Anadolu için bir akış niteliğindedir. Şiir doğanın içinde doğaya bir özlem olduğu kadar, ülkenin içinde huzura özlemdir de.

Ahmed Arif’in şiirleri halktan ayrı düşünülemediği gibi, doğadan ayrı, Anadolu tabiatından ayrı da düşünülemez. Buna rağmen onun şiirlerinde doğayı ve halkı ikinci plâna bıraktığımız zaman hisler kalır ortaya. İnsani duyguların ön plâna çıktığı bir bileşimle karşılaşırız. Bir saniye durup düşündüğünüzde aklınıza gelen tüm hisler Ahmed Arif şiirinin içinde vardır. Hisler “Hasretinden Prangalar Eskittim” şiir kitabındaki eserlerin sürükleyicisidir, inançla, doğayla, mücadeleyle birlikte sürükleyicisidir…

Türkiye’de baskı sayısına kimsenin takip edemediği tek kitabı olan “Hasretinden Prangalar Eskittim”in yanına son yıllarda bir de Ahmed Arif’in başka kitabı eklendi: “Yurdum Benim Şahdamarım”. Bu kitapla ilgili incelemeyi düşLE Edebiyat Dergisinin 25. sayısında kitaplık bölümünde bulabilirsiniz. Bunun yanında “Hasretinden Prangalar Eskittim” üç yayınevi değiştirdi. Bilgi Yayınevi’nden sonra Cem Yayınevi ve son dönemde de Everest yayınevinden basılan kitabın korsan baskılarıyla birlikte tam olarak kaç kişiye ulaştığını tespit etmek mümkün değil. Ancak milyonlarca kişinin onun şiirlerine ulaştığını ve onun şiirlerini beğenerek okuduğunu söylemek hata olmaz. Ahmed Arif kadar halkıyla birleşen birçok edebiyatçımız var. Buna rağmen onun halka herkesten çok ulaşması, ayrıca incelenmesi gereken bir nokta. Yazı boyunca bahsettiklerimizin yanında çok daha ciddi biçimde incelenmesi gereken bir konu bu. Oysa incelemeler ya da geri kalan hiçbir şey halkın onu sevdiği gerçeğini ve onun halka şiirleriyle ulaştığı gerçeğini değiştiremez.

Kitap: Hasretinden Prangalar Eskittim
Yazar: Ahmed Arif
Yayın: Everest Yayınları
Basım: Ağustos 2004 (52. Basım)
Sayfa: 142 s.

Dem – Sadık Yalsızuçanlar

18 December 2009 Yazan Yönetici  
Kategori Biyografi, Kitap Tanıtımı, Metafizik, Milli Gazete

Yunus Emre Tozal

Eserleri farklı dillere tercüme edilen, kırkı aşkın kitabıyla yazmayı bir idame-i hayat bilen, öykücülüğü öne çıkmasına rağmen edebiyatın birçok türünde ürünler veren bir modern zamanlar dervişi Sadık Yalsızuçanlar. Habermas’ tan, Niyâzî Mısrî’ye, Cemil Meriç’ten Aliya İzzetbegoviç’e, Marks’dan Said Nursi’ye uzanan düşünce dünyasında, batının ve doğunun önde gelen fikir ve düşünce insanlarının kitaplarıyla hemhal olan Yalsızuçanlar, hakikat nazarından keşfettiği imgeleriyle yazının her alanında kalem oynatabilen ender yazarlarımızdan. Daha ellisine varmamış yazarın sinema’dan müziğe, felsefeden düşünceye, şiirden tasavvufa, hikâyeden romana kadar birçok kitabı, makalesi, ürünü bulunmakta. Zengin iç dünyasında inşa ettiği bu mozaikte yazar, anlam dünyasında derviş edasıyla bohçasında topladığı çiçeklerden demet demet sunuyor okuyucularına. Yürekten kelimeleriyle, özgün üslubuyla imbik imbik damlatıyor kelimelerini okuyucunun kalbine. Mütedeyyin ve mütevazı şahsiyetiyle okuyucunun kalbiyle köprü kuran bir ağabeyimiz Sadık Yalsızuçanlar.

Yalsızuçanlar’ın Dem adlı romanı, geçtiğimiz hafta Timaş yayınevinden çıktı. 1970′lerin canlı Anadolu kasabalarında öğrenci olarak kâinatı gözlemlemeye başlayan, renkli ama bir yanıyla da yeknesak hayatına devam eden yazarın, hayat karşısında keşf-i kalp mertebesince perdeler birer birer aralanmakta, geride olan görünmeye başlamaktadır. Akordu bozulan keman sesinden kâinatın zikrine, insanın varoluş arayışından hiçliğe kadar, yazarın iç dünyasında artık taşlar yerine oturmaya başlamıştır. Yazarın ifadesiyle hikmetle bir kez karşılaşan can, artık kendi benliğini yok edecektir.

Dem, Sadık Yalsızuçanlar’ın kaleminden bir Bediüzzaman anlatısı. Isparta, Emirdağ, Urfa, Muş, Barla… hangi dağın doruğunda olduğu bilinmeyen sırları, hangi ağacın kovuğunda saklandığı bilinmeyen hikmetleri arayış çabasına giren yazar, yaşadığı hayatın karmaşası içinde Said-i Nursi’nin izini sürüyor. Kimi zaman Barla’nın yüksek dağındaki bir katran ağacının kovuğunda oturarak, kimi zaman hakikat göğünde keşfettiği sırların tanıyarak, kimi zamansa kâinat kitabının en ışıltılı sayfasında yüz katlı bir yükseklikte, yüzüncü makamda insanoğlunun acziyetini ifade ederek…

Bay Muannit Sahtegi’nin Notları’nda geçen “Haksızlık ettiğime, saplantılarımdan kurtulamadığıma, kısaca ermişliği kimseye kaptırmamaya çalıştığıma tam değilse bile yarı inanırken, davranışlar, sözler, yüz çizgilerinin değişimi o denli yanılgılara düşmediğimi göstermiyor mu! Tuzağa mı düşürüyorum kendimi durmadan! Neye tutsağım!” diye sorguladığı hakikat arayışında, şairlerin önceden cenneti gördüklerini ima edişindeki ait olduğu mekânı arayış çabası gibi, kâinatın varlık sebebiyle her an hakikatin başka başka halleriyle yüzleşen bir yolcunun hikâyesini içten üslubuyla kaleme almış yazar. Bediüzzaman Said Nursi’yi okurken karşısına çıkan her perdenin aralanışıyla tattığı huzuru, keşfettiği tılsımı anlatırken, derdi dermanı dermanını derdi edinen karınca misali su taşıyor arayış yangınına, kuyular yüreğine ay ışığını yansıttıkça heybesinde taşıdığı yükü hatırlıyor. Kelimeleri yoğurup varlık sancısıyla ab-ı hayatı demliyor, dünyanın bir değirmen olduğunu öğrendiği efendisinin vesilesiyle keşfettiği nur huzmeleriyle denize açılıyor. Dağdağalı gecenin fırtınalı gecesinde, Aragon’un “Sana büyük bir sır söyleyeceğim zaman sensin” diye başlayan şiirini yazdığı mektubu sevgiliye sunuyor. Sevginin hakikatle ilişkisine doğru yol alırken sözlerle tanışıyor, ‘hu, hu…’ zikriyle aşk acısını tadıyor.

Yazar, çocukluk aşkı Nigar ile yaşadığı duygusal bağıntıdan yola çıkarak, Hıra’ya çekilip tefekkür ederek gençliğinde yaşadığı değişiklerden, algılardan, arayışından, Mustafa Sungur ve Bayram Yüksel hocaların tedrisatından geçerken idrak edebildiği metafizik imgelerden yola çıkarak kendisini sorguluyor, hayatın anlamını merak ederek kâinatın sırlarını anlamaya çalışıyor. O zamanlardan bu zamanlara hatıralarını naklederken, yaşanan gelişmelerle bir Türkiye fotoğrafı çıkartarak üstadı anlatıyor: “Efendim sözlerin kitapta duruyor. Onları yıllardır okuyorum. Ömrümün üçte ikisini onları okuyarak geçirdim. Her defasında ilk kez okuyormuşum gibi hissediyorum. Her seferinde yeni bir kapı açılıyor. Bir perde aralanıyor. Bir tecelli oluyor. Bir güzelliğe boğuluyorum. Bir sır ifşa oluyor. Bir yaram iyileşiyor. Bir hüznüm artıyor. Bir ışık yanıyor. Yıldız gibi yanıp yanıp sönüyor. Bir ağustos böceği ötüyor. Bir kadın ağlıyor. Bir yer yırtılıyor. Bir namaz kılınıyor. Bir insan binası yıkılıyor. Bir ruh arınıyor.

Ne zaman kitabını elime alsam, aklıma hep o söz geliyor. Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakilerin anlayabileceği kadardır. Ne kadar, diyorum, okursan oku, anlayabildiğin yaşadığın kadardır.” (Sayfa 296)

Eşyaya hikmet nazarından bakarak ‘şey’lerin hem Hakka hem halka bakan iki yüzünün olduğuna dikkat çeken yazar, yalnızca dört kelime ile ifade ediyor bu ruh halini: Niyet, nazar, harf ve isim. Kendisinden yalnızca dört kelime öğrendiğini, bu dört kelime ile yürek devletini gerçekleştirip yürek fethini gerçekleştirdiğini, yüreklerin fethi için ilahi marifete doğru yol alınması gerektiğini anlatıyor. Ölümün dilini susturunca, çocukluğundan itibaren en kalbi duygularıyla üstadın ruh halini anlamaya çalışarak o ruh halini anlatan yazar, eski Sadi’in gülmelerinin yeni Said’in ağlamalarına dönüştüğü irfan mertebesindeki dergâha doğru yol alıyor.

Mütevazılığıyla, samimi diliyle okuyucuya bir hatıra kitabından ziyade, bir arayış kitabı; kendini bulma; güneşe çıkıp demlenme; hakikatle yüzleşme gibi insanın kendisiyle, eşyayla ve Rabbiyle olan ilişkisinin ne olması gerektiği hakkında düşünsel eylemler içeren bir kitap Dem. Demlenmek isteyen okurlara duyurulur.

Cahit Zarifoğlu Okuyucularla

18 December 2009 Yazan Yönetici  
Kategori DünyaBizim, Kitap Tanıtımı

Modern Türk şiirinin ileri karakolu Cahit Zarifoğlu’nun Mavera Dergisi’nde okuyucuların mektuplarına verdiği cevaplar Beyan Yayınları tarafından kitaplaştırıldı.

Uzun süredir zarif okurun hararetle ve merakla beklediği “Okuyucularla” Ahmet Zarifoğlu ve Selçuk Azmanoğlu’nun çalışmalarıyla derlenmiş bir kitap. Öncelikle kendilerine teşekkür edip kitaba geçelim.

Her mektuba cevap

Bir yönüyle sahici bir savrukluğunu bildiğimiz Zarifoğlu’nun onlarca sayıda yüzlerce mektuba düzenli olarak cevaplar vermesi onun aynı zamanda savrukluğunun da kendine has bir savrukluk hali olduğunu gösteriyor bu kitapta. Kafamızdaki Cahit Zarifoğlu portesinde çokça yer almayan bir durum bu. Zarifoğlu yüzlerce mektuba üşenmeden kimi zaman bir küçük paragrafla kimi zaman ise sayfalarca cevap veriyor. Ve bu cevapları okuduğumuzda bunların okuru oyalamak ya da okuru sadece bir abonman olarak kullanmak maksadının olmadığını görebiliyoruz. Zarifoğlu bir derdi paylaşıyor bu mektuplarda. Bir mesajın (belki de tebliğ kelimesi daha uygun düşerdi) yerine ulaşıp ulaşmadığının sağlamasını yapıyor.

“Müslümanları düşünelim!”

Mesela İbrahim Balcı’nın mektubuna verdiği cevapta onun gönderdiği ürünle ilgili değerlendirme yapmakla birlikte ona verdiği nasihatlerden Zarifoğlu derdinin sadece gelen birkaç şiiri veya hikâyeyi değerlendirmek olmadığını anlıyoruz. Burada “kurtuluşu bütün dünya Müslümanları için düşünelim” ifadesi oldukça temelli bir manifestodur bana kalırsa. Ve bu ana fikir etrafında Zarifoğlu nasihatlerini bir abi-kardeş diyaloğu içerisinde sürdürüyor. O zaman diyor, İslam’a hizmet için kümelenmiş grupların, değişik tarzda yürümelerine rağmen, yan yana olduklarını göreceğiz.

Bizim bağlılığımız

Benim bu kitapta dikkatimi çeken en önemli şey günümüz genç kuşağının Zarifoğlu’yla kurduğu biricik ve ayrıcalıklı irtibatın aslında bir tür Zarifoğlu geleneği olduğudur. Bugün birçok genç arkadaşımın Zarifoğlu ve sanatıyla kurduğu biricik ilişkinin temelinde geçmişte Cahit Zarifoğlu’nun gençlerle kurduğu biricik ilişkinin bir bilinçaltı öğesi gibi yattığını sanıyorum. Nasıl Zarifoğlu yaşamı boyunca kalabalık grupların karşısına çıkarak mesajını iletmemiş ve hususi olarak bire bir irtibatlarla gençlerle ilişki kurmuşsa bugünün gençleri de benzer bir karşılıkla Cahit abileriyle irtibat kurmaktadır. Cahit Zarifoğlu Müslüman şair ve yazarların zarif prensidir. (Aklı başındaları hariç Sol ve liberal çevre (kendilerine) ne yazık ki sağ ve sol gözünü birlikte yumarak Cahit Zarifoğlu’nu görmemezlikten gelmeye devam etmektedir ve edecektir de.)

Mektuplar, poetik metinler mi!

Birçok yazar bu mektuplarda Zarifoğlu poetikasına dair sahici izlerin olduğunu söylemektedir. Teknik olarak bu yargı doğru olmakla birlikte bu mektuplar Zarifoğlu poetikasından ziyade Zarifoğlu portresini ortaya koymaktadır. Biz bu mektuplar sayesinde Zarifoğlu’yla ilgili genel birçok kanaatin aslında öyle olmadığını bizatihi Zarifoğlu’nun kendi ağzından öğrenmekteyiz. Buna göre onun sadece kendi içsel varlığı ve yaşantısıyla sınırlı bir dünyası yoktur.

Mesela Zarifoğlu bir okuyucu mektubuna verdiği cevapta ondan Mavera’ya üye ve Akabe Yayınları’nın satışı için bir kitapçı bulmasını istemektedir. Gerekçesi ise açıktır: “Unutmayın ki bizim türde faaliyet gösteren Müslümanların para babası dostları yoktur.” Alın bu ifadeyi bugünün şartları içerisinde ne kadar canlı bir ifade, ne kadar aktüalitesini koruyan bir ifade onu mütalaa edin. İfadenin devamı ise şöyle: “Yalnız baskısı milyonlarca lira tutan duvar afişlerini, el ilanlarını bastıracak paraları bulmak hatta günlük gazete çıkarmak için banka ve tekel deposu işçi maaşlarını gasp eden silahlı hırsız şebekemiz de yok.” Ama Zarifoğlu gibi birinin ne kadar umurundadır bu: “Allah’ın izniyle kendi gayretimize bakıyoruz.” Bunun şerhi şudur: Zarifoğlu gününün meselelerine karşı duyarsız, tepkisiz ve savunmasız değildir. Yani bir yazı ayaklarında botla bir sandalcının yanında geçiren Zarifoğlu fotoğrafından farklı bir Zarifoğlu fotoğrafı çıkmaktadır bu mektuplarda.

Yaşamaktan farkı var mı!

Yine bu mektuplarda Zarifoğlu’nun o eşsiz kitabı Yaşamak’ın tadını duymak da mümkün. Bakın şu ifadeye: “Mutlak güzelliğe az meyleden gönlünüzü kınarken, gizli bir gurur eline düşmeyin.” Şimdi bu ifadeyi Yaşamak’ın herhangi bir yerine iliştirsek bir ayrıklık görebilecek miyiz! Bunun gibi altı çizilecek yüzlerce ifade var Okuyucularla kitabında…

Zarifoğlu eserleri arasında kendine has bir yeri olacağı şüphesiz olan Okuyucularla kitabıyla ilgili aslında söylenecek daha birçok şey var. Zarifoğlu’yla birlikte bir dönemin önemli edebiyat yayınlarından biri olan Mavera’yı dolayısıyla o dönemin edebiyat ortamını da bu kitaptan görebilmek mümkün. Hem Cahit Zarifoğlu fotoğrafını netleştirmek hem de dönemin havasını teneffüs etmek isteyenler bu kitabı bir an evvel okusunlar…

Kitabı yayına hazırlayan ve yayınlayanlara borçluyuz. Ve bu borç bir teşekkürle ödenemeyecek bir borçtur güzel okuyucu…

Abdüssamed Bilgili \ Dünyabizim

Cennetin Dibi – Gündüz Vassaf

18 December 2009 Yazan Yönetici  
Kategori Ay Vakti, Kitap Tanıtımı

İmge Patlamalarında Ortaya Çıkan İskelet: “Cennetin Dibi”
Yazan: Gökhan Şimşek

Gündüz Vassaf’ın, gündelik hayatta totalitarizm alt başlığıyla yayınlanan, rejimlerin yönetim biçimlerini; teoride bahsedilen tarzda değil de pratik hayatta kullanılan toptan/süpürücü bir mantıkla yürütmeleri neticesinde birey ve toplumsal özgürlüğün nasıl yok edildiğini, totalitarizmin, aynı prototipte insan yaratarak, özgürlükçü duruşun hep bir tehdit olarak algılandığını anlatan ve totaliter sistemlere (devlet, patron, asker, okul v.b.) başkaldırı temelli yazılar barındıran cehenneme övgü‘den dört yıl sonra yayınlanan ve on üç ana başlıktan oluşan cennetin dibi, kitabın ilk bölümlerinden olan büyük marlboro meydan muharebesinde anlatılan; savaşların, askerlerin, ordu ve silahların tek tipleştiği, artık bir monitör ve düğmeyle savaşıldığı, sanılanın aksine eski zamanlarda insanın ve atın daha değerli olduğu, eski savaşlarda zırh kuşanan insanın atına da zırh bağladığı, günümüz savaşların da ise cinsiyet, yaş, mazlum gibi ayrımlar yapılmaksızın, tüm renklerin birbirine girerek galibin, mağlubun, cesur ve korkağın bilinemediğine nazire yaparcasına “bombalardan önce bıstrıc medrese sokağı otuz yedi numarada oturan saraybosnalı dayı kızımız Sırıye abla’nın çocuklarına” atfıyla başlıyor.

Kitabın ön iç kapağında sırıtarak selam veren iskelet, arka iç kapakta aynı pozu bu kez sırtı dönük şekilde veriyor. Belki de kitabın bir dönüm noktası olma iddiasıdır bu ironize. Cennetin dibi, Birçokları için başucu kitabı olan cehenneme övgü’ nün izleği niteliğinde metinler barındırsa da modern zamanlarda eğlencelik hayat alt başlığının rahatlığına yaslanıp okuyucuyu tarihi ve teknik bilgi bombardımanına tutuyor. Totalitarizm ve modernizm üzerine denemeleri merkez niteliğinde olan ve hatta bunları kendini yeniden yazan metinler olarak ifade eden yazar, cennetin dibi’ nde deneme, düşünce, anı ve roman sayılabilecek nitelikte, oldukça farklı yazılara yer veriyor.

Yazarın, talim yılları ve 68 kuşağı 68 de nasıl para kazandı diye adlandırdığı bölümlerde geçen, 1968 yılında Amerika’da henüz üniversite öğrencisiyken, iki arkadaşıyla beraber yaşadığı olaylar oldukça ilginç. Kumar oynayıp, kazandıkları parayla spor araba almaları, kiralık helikopterde alem yapmaları, bağımsızlık günü arifesinde kentteki havuz, fıskiye ve çeşmeleri çamaşır tozuyla köpürtmeleri, yine bu süreçte CIA’ e bağış yapıp bir anda kahraman olmaları ve nihayetinde İsrail büyükelçiliği tarafından sunulan okulda Yahudi propagandası yapma teklifini kabul edip para kazanmaları, Kuveyt elçiliğinden gelen 20-30 kişilik Arap kızları koruma görevini üstlenmeleri gibi anıları, okul bitiminde AİDS’lilerin sigarası sloganıyla marlboro imajını yıkma kampanyasını, kampanya mağduru firmadan gelen hatırı sayılır bağışla, zehri yaratan panzehirin de ustasıdır diyerek bu kez övücü bir kampanyaya döndüren bir hikayeyle devam ediyor.

Sıkıştırılmış roman havasındaki cinsel özgürlük, kadın erkek eşitliği, erkek/cinsel güç temalı, komünist partili ilerici çift çelik ve duygu’nun siyasi mülteci olarak sığındıkları İsveç’te başlayıp, oğullarını eşcinsel bir çiftin evlatlık almasıyla devam eden ve bir erkeğin hadım edilme merasimiyle son bulan yaklaşık kırk sayfalık bölüm bize göre kitabın en zayıf halkası olmakla birlikte kitaptan bağımsız bir alan görünümü veriyor. Yuvamız, mutlu yuvamız a.ş. başlıklı bölüm yukarıda bahsi geçen bölümle benzerlikler gösterse de kitap bütünlüğünden tamamen ayrılmış değil.

Dünya yıllık idam rekorunu elinde tutan Çin Komünist Partisi’nin infaz ettiği mahkûmların böbreklerini satması, Fransa’da cenaze malzemelerinin satıldığı süpermarketlerin olması, Kızılhaç’ın kaynak bulmak amacıyla popüler sanatçı John Lennon’un katilinin imzasını açık artırmayla satışa çıkarması gibi bilgiler ışığında yazarın, ölümlerin ne kadar kalitesizleştiğini, ölünün, ölümün ranta dönüştüğünü, şehir merkezindeki mezarlar üzerinde alışveriş merkezi hayalleri kurulduğunu, merasimlerinin çirkinleştiğini anlattığı ölüm marketleri isimli enfes bölümde sarf ettiği şu söze kulak verelim; inanın, kiliseye, camiye girmiyorsanız bedava diyedir.

Gündüz Vassaf, herkesin baktığı yere bakıp, herkes gibi görmeyen bir adam. Kitabın ilk bölümlerinden itibaren beliren bu algı genişliği okuyucunun zihnindeki birçok masalı da yıkıyor. Vassaf, gölgenin aslıyla nasıl yer değiştiğini ve aslolana ulaşmak için kırılması gereken tabular olduğunu söylüyor okuyucuya. Tatil köylerine verilen su yüzünden Ege’de kuraklık olduğunu, güney’de gelişen kumar turizmini, mutfağımızın, el sanatlarımızın, danslarımız, adetlerimiz ve huylarımızın turist dolarları karşısında maskaralaştığını, ulusal kurtuluş savaşlarının asıl bu durum karşısında verilmesi gerektiğini anlatıp, orduya yapılan harcamaların ne kadar saçma olduğundan dem vurduğu turistlere ehliyet, yine, korkudan sokağa çıkamayan insanın imdadına yetişen teknolojinin aslında insanı hapsetmesi, kadın erkek geçimsizliği neticesinde apartmanlarda tek kişiye uygun dairelerin yapılması, AİDS gibi hastalıklardan ötürü soyun gerilemesi, toplumların bireyselleşmesinin aslında küresel bir Pazar yaratma kaygısıyla doğduğu, çokuluslu şirketlerin üçüncü sınıf ülkelerde açtıkları şirketler aracılığıyla özünde rüya üretim merkezlerinin temellerini attığını ifade ettiği Şirket_i Sefahat‘ gibi bölümler kitabın lokomotifleri olarak karşımızda durmakta.

ardı ardına gelen imge patlamaları bir önceki imgenin unutulması, eksik alımlanmasını da sağlamıyor değil. Konuların süreli örneklendirilmesi de merkezin kaçmasına sebep olabiliyor. Kuşkusuz bu kitabın okuyucuda bırakacağı en büyük şey, kitabı tekrar okuma isteği olacaktır. Yine de cehenneme övgü‘de oluşan düşünsel zemin bu kitapta kendini geçişleri olan bir yola bırakacak ve okuyucuya şu soruyu soracaktır;
Nelere kanmışız!

Not: Bu yazı, Ayraç Dergisi 1. Sayısında yayınlandıktan sonra sitemizde yayınlanmıştır. Teveccühleri için Gökhan Şimşek Kardeşimize teşekkür ederiz.

Kültür Yorumları – Terry Eagleton

18 December 2009 Yazan Yönetici  
Kategori Ayraç, Kitap Tanıtımı

Yüksel Güngör \ Ayraç Dergisi, 1. Sayı

Özgün edebiyat kuramcısı olarak bilinen Terry Eagleton’un dilimize 2005 yılında, Özge Çelik tarafından çevrilen “Kültür Yorumları” kitabı, okuyucusuna çığırtanlık yapmadan bir şeyler aktarmanın kaygısını taşıyor. Ayrıntı yayınlarından çıkan kitap çeviri konusunda biraz sıkıntı yaşıyor olsa da okunmaya değer -hatta kesinlikle okunması gereken- bir kitap. Beş bölümden oluşan kitabın ilk bölümü “Kültür Yorumları” başlığı ile başlıyor. Sırasıyla; Kültür Krizleri, Kültür Savaşları, Kültür ve Doğa, Ortak Bir Kültüre Doğru bölümleriyle devam eden kitap içerik bakımından sade bir görüntü arz ediyor. Son bölümde kültürün sıkı bir destekçisi olan T.S Eliot’un görüşlerine uzun uzun yer veren ve buna haşiyeler yazan Eagleton bunu gayet güzel başarmış. Ağır ve aslında biraz da sıkıcı bilgileri içeren ilk bölümü hızlıca geçiyoruz ve ikinci bölümle birlikte Eagleton’un derin dünyasına adım attığımızın farkına varıyoruz.

Kültür hakkında az çok bilgisi olan herkes bilir ki kültürün toplumla çok sıkı bir ilişkisi vardır. Yani her toplumun içinde yaşadığı zamanla paralel olarak farklı kültürel değerleri vardır. Örneğin yemeğe davet ettiğiniz misafiriniz yemekten geğirerek kalkarsa kendisini görgüsüz, medeniyetsiz, kültürsüz biri olarak değerlendirirsiniz. Oysa aynı olay Uzakdoğu’da bir sofrada yaşandığı zaman ev sahibinin memnuniyeti dışa vuracak kadar çoğalır. Çünkü bölgenin kültürü yemekten sonra geğirmeyi, yemeğin çok lezzetli olduğuna yoruyor.