<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Edebiyat Konağı &#187; Benim Kitaplarım</title>
	<atom:link href="http://www.edebiyatkonagi.net/category/uncategorized/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.edebiyatkonagi.net</link>
	<description>Mevsimlik Kültür-Sanat ve Edebiyat Dergisi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 14 Jul 2010 09:55:52 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.6</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Dünyada en çok bu kitaplar okunuyor</title>
		<link>http://www.edebiyatkonagi.net/2010/02/01/dunyada-en-cok-bu-kitaplar-okunuyor/</link>
		<comments>http://www.edebiyatkonagi.net/2010/02/01/dunyada-en-cok-bu-kitaplar-okunuyor/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2010 15:28:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yönetici</dc:creator>
				<category><![CDATA[Benim Kitaplarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatkonagi.net/?p=2235</guid>
		<description><![CDATA[
ABD 
1. Going Rogue: An American Life / Sarah Palin / Edward Kennedy
2. The Lost Symbol / Dan Brown
3. Under the Dome: A Novel / Stephen King
4. The Twilight Sağa Collection / Stephanie Meyer
5. The Help /Kathryn Stockett
6. Diary of a Wimpy Kid: Dog Days / Jeff Kinney
7. Eclipse (The Twilight Saga) / Stephanie Meyer
8. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://91.93.103.35/haber/091218-085725-232729-B.jpg" alt="http://91.93.103.35/haber/091218-085725-232729-B.jpg" /></p>
<p><strong>ABD </strong></p>
<p>1. Going Rogue: An American Life / Sarah Palin / Edward Kennedy</p>
<p>2. The Lost Symbol / Dan Brown</p>
<p>3. Under the Dome: A Novel / Stephen King</p>
<p>4. The Twilight Sağa Collection / Stephanie Meyer</p>
<p>5. The Help /Kathryn Stockett</p>
<p>6. Diary of a Wimpy Kid: Dog Days / Jeff Kinney</p>
<p>7. Eclipse (The Twilight Saga) / Stephanie Meyer</p>
<p>8. Open: An Autobiography /</p>
<p>Andre Agassi</p>
<p>9. Breaking Dawn (The Twilight Saga Book 4) / Stephanie Meyer</p>
<p>10. U is for Undertow (Kinsey Millhone Mystery) / Sue Grafton</p>
<p><strong>İNGİLTERE </strong></p>
<p>1. Eclipse (The Twilight Saga) / Stephanie Meyer</p>
<p>2. Delia’s Happy Christmas / Delia Smith</p>
<p>3. Twilight (The Twilight Saga) /</p>
<p>Stephanie Meyer</p>
<p>4. New Moon (The Twilight Saga) / Stephanie Meyer</p>
<p>5. Breaking Dawn (The Twilight Saga / Stephanie Meyer</p>
<p>6. The Lost Symbol  / Dan Brown</p>
<p>7. Guiness World Records 2010</p>
<p>8. Ooh! What a Lovely</p>
<p>Pair: Our Story (Ant &amp; Dec) /</p>
<p>ant McPartlin</p>
<p>9. My Shit Life so Far / Frankie Boyle</p>
<p>10. The Girl with the Dragon Tatoo / Stieg Larsson</p>
<p><strong>ALMANYA </strong></p>
<p>1. Das Verlorene Symbol / Dan Brown</p>
<p>2. Verblendung: Roman / Von Stieg Larsson</p>
<p>3. Limit: Roman / Frank Schatzing</p>
<p>4. Echo der Hoffnung: Roman / Diana Gabaldon</p>
<p>5. Vergebung: Roman /</p>
<p>Von Stieg Larsson</p>
<p>6. Verdammnis: Roman / Stieg Larsson</p>
<p>7. Bis(s) 1-4 Schuber / Stephanie Meyer</p>
<p>8. Meine Küche der Gewürze / alfons Schuhbeck</p>
<p>9. LEGO Star Wars: Alle Figuren, Raumschiffe und Droiden: Lexikon der Figuren, Raumschiffe und Droiden / Atemschaukel/Herta Müller</p>
<p>10. Bis(s) zum Abendrot: Band 3 / Stephanie Meyer</p>
<p><strong>FRANSA </strong></p>
<p>1. Le Symbole Perdu / Dan Brown</p>
<p>2. La Premiere Nuit / Marc Levy</p>
<p>3. L’echappee Bell / Anna Gavalda Broche</p>
<p>4. Blake et Mortimer, tome 19: La Malediction des Trentes Deniers / Jean Van Hamme, Rene Sterne, Chantal de Spiegeleer</p>
<p>5. Memoires, Chaque Pas Doit Etre Un Bus / Jacques Chirac Broche</p>
<p>6. Rendez-vous en Tere Inconnue / Frederic Lopez</p>
<p>7. Saga Fascination, Tome 3: Hesitation / Stephanie Meyer</p>
<p>8. Trois Femmes Puissantes &#8211; Prix Goncourt 2009 / Marie NDiaye</p>
<p>9. La Route / Cormac McCarthy</p>
<p>10. Saga Fascination, Tome 4: Revelation / Stephanie Meyer</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatkonagi.net/2010/02/01/dunyada-en-cok-bu-kitaplar-okunuyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nazan Bekiroğlu &#8211; İnsanın bütün halleri Âdem’de gizli</title>
		<link>http://www.edebiyatkonagi.net/2010/01/11/nazan-bekiroglu-insanin-butun-halleri-adem%e2%80%99de-gizli/</link>
		<comments>http://www.edebiyatkonagi.net/2010/01/11/nazan-bekiroglu-insanin-butun-halleri-adem%e2%80%99de-gizli/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Jan 2010 18:28:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yönetici</dc:creator>
				<category><![CDATA[Benim Kitaplarım]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatkonagi.net/?p=2136</guid>
		<description><![CDATA[
Nun Masalları’nın anlatıcısıydı, Yusuf ile Züleyha’nın yazıcısı… Defterin sahifelerine Mor Mürekkep’inden düşürdü harfleri. İsim ile Ateş arasında kalbine sığanları söyledi hep.
Adem ile Havva’nın hikâyesini anlamanın bütün insanlığın hikâyesini anlamak manasına geldiğini öğrendiği gün, Adem’in hikâyesini yazmaya karar verdi.
Çünkü insanın bütün halleri Âdem’de gizliydi. Nazan Bekiroğlu, yeni romanı Lâ’da Âdem ile Havva’yı anlatıyor. Hikâyenin merkezinde Kur’an’daki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://nazanbekiroglu.org/wp-content/uploads/2008/01/nazanbekiroglu.jpg" alt="http://nazanbekiroglu.org/wp-content/uploads/2008/01/nazanbekiroglu.jpg" /></p>
<p>Nun Masalları’nın anlatıcısıydı, Yusuf ile Züleyha’nın yazıcısı… Defterin sahifelerine Mor Mürekkep’inden düşürdü harfleri. İsim ile Ateş arasında kalbine sığanları söyledi hep.</p>
<p>Adem ile Havva’nın hikâyesini anlamanın bütün insanlığın hikâyesini anlamak manasına geldiğini öğrendiği gün, Adem’in hikâyesini yazmaya karar verdi.</p>
<p>Çünkü insanın bütün halleri Âdem’de gizliydi. Nazan Bekiroğlu, yeni romanı Lâ’da Âdem ile Havva’yı anlatıyor. Hikâyenin merkezinde Kur’an’daki kıssa ve Hz. Âdem var. Yazar, metninin aynasını dolduran onca anlatının birer “temsil” ve “mecaz” olmaktan öte anlam taşımadığının altını özellikle çiziyor. Nazan Bekiroğlu, coşkulu bir dille söylüyor hikâyesini.</p>
<p><strong>Sizinle yaptığımız son görüşmede,”Bu yıl içinde okurlarınız yeni bir Nazan Bekiroğlu kitabı raflarda görebilecek mi?” sorusuna şu cevabı vermiştiniz: “Yıllardır zihinde gezdirilen, kendisiyle defterler doldurulan, bilek ağrıtan, uyku bölen bir şey var. Şimdi biraz olsun ufkun üzerinden seren direklerinin, en yüksek flamaların görünmeye başladığını söyleyebilirim. Ya kısmet. İnşallah. Ama hâlâ ismini söyleyemem.” Geçtiğimiz günlerde Lâ çıkageldi. Artık biraz daha huzurludur uykularınız. “Uyku bölen” süreçten biraz bahseder misiniz? </strong></p>
<p>İnsan olan, bu ağır emaneti üzerinde taşıyan bir varlık hiçbir zaman huzurlu uykulara kavuşamayacak demektir. Bu metni anlatırken bütün istediğim insan olmanın manasına biraz daha hakkıyla erebilmek, bu doğrultuda anlayabildiğim birkaç şeyi de özellikle gençlerle paylaşmak arzusundan ibaretti. Yoksa Âdem’e, onun gaybî yönüne dair birçok sorunun yakîn cevabı hiç verilemezken bilmenin bize sağlayacağı huzura ermek mümkün değildir. Fakat sadece şu noktada daha huzurlu olduğum söylenebilir ki, bu yazma sürecinde cevabı peşinen verilmiş bir bilgiye farklı bir güzergâhı dolaşarak yeniden vardığım söylenebilir. O da bazı bilginin bize verilmediği, onların üzerindeki örtünün hiç açılmayacağına dair bilgidir. Bunu bilmek bile, yani bilginin bir noktadan sonra bilinmezlikle örtüldüğünü bir kez daha anlamak bile, kurcalamamak, sorgu sual etmemek, verildiği kadarıyla imân ve iktifa etmek, bir çemberin üzerinde aynı yönde ilerleyip de başlangıç noktasına varmak gibi insana bir huzur veriyor. Diğer yandan bu metnin kaleme alınma sürecinde çok şey okuduğumu da sancılı sürecin bir izdüşümü olarak ifade etmeliyim. O kadar ki metin, içimde bir iskelete kavuştuktan yani 2003’ten sonra, bir bakıma metin bittikten sonra okuduklarım bile bir vagon doldurabilecek hacimde. Fakat en fazla Mesnevi, İbn Arabi ve Şeyh Galib’i zikretmeliyim. Hele Şeyh Galip. O kadar ki onu düşünmeden açtığım her paragrafta bile onu hazır buldum. Büyük laflar sarf etmekten korkmasaydım, bütün bir Lâ’nın, Galib’in o meşhur Terci-i Bend’ini, onun da tek bir beytini tefsir için kaleme alındığını, ben fark etmeden bile bunun böyle olduğunu söyleyebilirdim: Hoşça sak zâtına kim zübde-i âlemsin sen / Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen. Lâ’nın cesareti biraz da bu beytin verdiği güçtendir.</p>
<p><strong>Kitabın “Lâ Sahifesi”nde iddialı bir cümle var: “Bir ömür boyu aradığım hece harfinin Lâ olduğunu bildim”. Bu cümleden ne anlamalıyız?</strong></p>
<p>Çok iddialı değil, çünkü buldum, değil bildim, deniyor. Buldum dense idi bence bu iddia olurdu. Fakat bilmek daha kolay. Bulmanın arkadan geldiğine her zaman inandım. “Lâ”nın aranan harf oluşu meselesine gelince. “Lâ” olumsuzluk ekidir. Hiçlik mesabesidir. Bu hece harfini, insan olmayı yaratılmışların en şereflisi kılan “özgür bilinç tercih hakkı” içindeki inkâr gücü potansiyeli olarak yorumluyorum. İnsan, seçebilen bir varlıktır. Onu diğer yaratılmışlardan farklı ve üstün kılan yanı bu yanıdır. Yani o, reddetmeye gücü olduğu halde özgür iradesiyle doğruyu bulabildiği için değerlidir. Yani İllallah lafzı, oluşun ve idrakin üst aşamasıysa, insan bu aşamaya kendiliğinden değil bile isteye, özgür iradesi ile varabildiği için muteberdir. Bu itibarla “Lâ” hece harfi, insan olmanın kıymetini içkin bir bilinç halinin mümkün olumsuzluk aşaması olarak “Lâ” gerçeğini ifade eder.</p>
<p><strong>Romanda anlatılan Âdem ile Havva, Nazan Bekiroğlu’nun Âdem ile Havva’sı mıdır? Kutsal metinlerdeki kıssa ne kadarıyla yer aldı kitapta?</strong></p>
<p>Nazan Bekiroğlu’nun Âdem ile Havva’sı temel mesaj itibarıyla Kur’an’daki Âdem’den hareketle kaleme alınmıştır. Hikâye Tevrat’ta ayrıntılı denebilecek bir biçimde iki yerde anlatılır, İncil’de ise fazla ayrıntıya inmeksizin zikredilir; bunlar beni ilgilendirmedi. İslâmî gelenek ise Kur’anî kıssayı sabit tefsirinin yanı sıra zaman zaman da birçok ayrıntıyla “süsleyerek” anlatmaktan imtina etmez. Bunların bir kısmı doğrudan İsrailiyat nevindendir ve tefsir kitaplarına bile sirayet etmiştir. İsrailiyattan da mümkün mertebe kaçınmaya dikkat ettim. Ve çok dikkate değer bir husus ki, Yusuf ile Züleyha’nın geleneksel edebiyatımız içinde mesnevi geleneğinde pek çok versiyonu olduğu halde, ki bunların bir kısmı Hamdullah Hamdi gibi İslâmî ilimler açısından fevkalade itibarlı zatlar tarafından kaleme alınmıştır, Âdem etrafında oluşmuş bir mesnevi geleneği yoktur. Demek istediğim, Yusuf ile Züleyha yazarken bana kalemimin manevra alanını genişletme cesareti veren bir mesnevi geleneğine yaslanabiliyordum fakat Âdem hikâyesinde böyle bir gelenek alanından da mahrumdum. O zaman, çoğu kez söylediğim gibi, Kur’an’daki temel mesajla çelişmemek kaydıyla kalem oynatmaya cesaret ettim. Bunu söylerken, Kur’an’da anlatılmayan şeylerin anlatılması meselesinin beni çok zorlayacağını biliyordum. Fakat burada da “kıssa üzerinde düşünme” ifadesini bir izin olarak telakki etmeye cesaret ettiğimi söyleyebilirim. Çünkü bu satırları kaleme alırken özellikle de gençleri insan olmanın anlamı üzerinde düşünmeye sevk etmek gibi ahlâki bir gaye taşıdığımı (belki hiçbir kitabımda olmadığı kadar baskın bir ihtiyaçla) her an hissettim. Onların daha kolay anlayabileceği bir formata cesaretim bu gaye ile izah olunabilir ancak.</p>
<p><strong>Kitapta birkaç yer yerde okuru şöyle uyarıyorsunuz: “Bu aynada her şey temsil, her şey mecaz”…</strong></p>
<p>Bir önceki cevapta dile getirdiğim niyet, ama bu niyete rağmen her an ensemde hissettiğim tedirginlik alanıyla ilgili bir açıklama bu. Gaybî kapıların bize kapalı olduğu bir âleme ilişkin her sahne birer temsil olmaktan öte anlam taşıyamaz yeryüzü muhayyilesinde. Bu temsillerin daha yüksek bir gerçeğin kavranması gayesine hizmet ettiğinden emin olabildiğim anlarda ensemdeki soluğun baskısı azaldı. Bu uyarı bu nedenle yapıldı.</p>
<p><strong>Lâ klasik bir roman değil. Romanla mesnevi arası olarak isimlendiriyorsunuz. Biraz açar mısınız? Niye roman diyemiyoruz?</strong></p>
<p>Bu sorunun cevabı Müslüman Şark’ın Batı’daki anlamda romanın teşekkülüne neden izin vermediğinin de cevabıdır aynı zamanda. Âdem’e ilişkin bir hikâye anlatırken en fazla anlatılmış bir hikâyeye yeni bir dil giydirebileceğimi, bir romancı muhayyilesine sahip olarak bundan öteye geçemeyeceğimi hissettim. Tanpınar, Şark’taki mesnevi geleneğini, bütün gayesi kaynağına dönmek olan suyun belli güzergâhının farklı dillerle yeniden yeniden anlatılması olduğuna dikkat çeker. Ehl-i sünnet itikadı ile çelişmemesi için azami özen gösterilmiş bir metinden de roman olması beklenemez. Bu nedenle bu metni yazarken Şark’ın neden bir romanı olmadığını bir kez daha anladım. Araya sokuşturulmuş ve hayalin kışkırttığı birtakım sahneler, tasvirler, öykücüklerin var oluşu bu gerçeği değiştirmez. Romancının, muhayyilesini en başta kendisinin sansürlediği bir metne de her anlamda roman demek mümkün değildir elbet. Bu kapsamda ilâve etmeliyim ki yazma sürecinde hatırı sayılır hacimde mürekkebi de işin teorik kısmını kendime açmak için tükettim. Yazdığım şeyi ne tam roman ne de tam mesnevi olarak adlandırabildim. Hatta roman kategorisinde takdim etmek hususunda bile tereddüt ettim. Bu süreçte en fazla da romanla mesnevi arasında yeni bir türün ihdası ihtiyacını hissettim. Üstelik bu ihtiyacın hissedilmesi noktasında yalnız olmadığımı, benzer metinlerin de varlığını biliyorum. Gördüm ki mesnevinin dünyasından beslenen azımsanmayacak sayıdaki kalemler yeni bir türe emek veriyor. Bana öyle geliyor ki ya gerçekten iki dünya arasında yeni bir türe ihtiyaç duyuyoruz ya da roman içinde bu türe yer açmak zorunluluğu hasıl oluyor. Roman çok baskın bir tür. Fakat mesnevi zihniyeti de roman içinde kendisine bir yer açmaya çalışıyor. Bu, bence romanın da tanımının genişlemesi anlamına geliyor. Yani bizim romanımız. Roman, temel ucu sabit kalmakla birlikte diğer ayağını dolaştıran bir pergel gibi. Neticede belki benim hayalim gerçekleşip de roman ile mesnevi arasında yeni bir tür ihdas edip onun adını koyamayacağız ama ihatalı bir tür olarak romanın, bizim dünyamızda, kendi alanının genişlemesine izin vermek mecburiyetinde kalacağına muhakkak gözüyle bakıyorum.</p>
<p><strong>Daha önce Yusuf ile Züleyha’nın hikâyesini sizin kaleminizden okumuştuk. Şimdi Âdem ile Havva. Kutsal metinlerde geçen bu kıssaları merkeze alarak bir eser ortaya koymak aynı zamanda “riskli” bir tercih. Bu endişeyi yaşadınız mı hiç?</strong></p>
<p>Bu söyleşide başlangıçtan bu yana sizin sorularınızın bir kısmı gibi benim de verdiğim bütün cevaplarda bu riskin farkında olduğumu, bu endişeyi yaşadığımı anlattım. Risk, Kur’an’da zaten anlatılmış bir metni neden bir kez daha anlatmak gereğini hissettiğim sorusunun muhatabı olmamla ilgilidir. Ancak daha evvelki cevaplarıma da yayılmış olan cümleyi bir kez daha tekrarlarsam, temel mesajla çelişmek, endişemin kaynağı. Bu mesajla çelişmemek kaydıyla anlatmak ise endişelerimin izalesi kaynağı. Risk aslında, oynatılan her kalem, sarf edilen her dize her cümle için de geçerli değil mi? Şuarâ Sûresi’ndeki o tüyler ürpertici uyarıyı hatırlarsak ne yazarsak yazalım, kalemimizin hangi ilhamla oynadığını, hangi vadilerde hangi hallerde dolaştığımızı ayırt etmek çok da kolay görünmüyor.</p>
<p><strong>Yusuf ile Züleyha’da, Züleyha’yı her sahifede görüyorduk. Cümlelerin en güzeli onu anlatıyordu. Lâ’da ise Âdem’in gölgesinde bir Havva var…</strong></p>
<p>Doğrudur. Çünkü benim anlatmak dolayısıyla anlamak istediğim şey bir “Âdem ile Havva” hikâyesi değil. Beni insanın hikâyesi ilgilendiriyor. İnsanın bütün hallerini içkin bir hikâyenin kahramanı olarak da Âdem’i gördüm. Yani hikâye Âdem’in. Bunun dışında her şey Âdem’in yani insanın hikâyesinin oluşması sürecinde görüntüye giren tali unsurlar. Havva’nın bir görünüp bir yok olması, Havva’yı merkeze almamışlığım bu nedenledir. Havva üzerinde ısrar, temel meseleyi anlatmak adına bir görmezden gelme içerir. İkisi bir arada ama hikâye Âdem’in.</p>
<p><strong>Âdem ile Havva’nın hikâyesinin ilk sahifesini yazarken Nazan Bekiroğlu’nun muradı neydi? Kitaba son noktayı koyduğunda kalbi mutmain miydi?</strong></p>
<p>Hayır. Böyle bir metin hiçbir zaman tam anlamıyla tamamlanamaz. Dolayısıyla da böyle bir metnin yazarı hiçbir zaman tam anlamıyla mutmain olamaz. Bu metin kuşku yok ki benim içimde genişleyip duracak, yazılması hiç bitmeyecek. Ama buraya kadar, dediğim bir noktaya geldiğimde yaman bir hesabın içine düştüğümü, bütün bir metni ya topyekûn yok edeceğimi ya da artık onu yayımlamam gerektiğini hissettim. Anlattığımı göstermek de istedim yoksa dediğim gibi anladığımı da unutabilirdim. Benimki sadece sınırlar içinde kalarak sınır ötesine ilişkin bir anlama (tahmin değil) çabası. Kadere, ruha, günaha, iyiliğe, kötülüğe, iradeye.. dair “benci” bir okuma (yorum değil).</p>
<p><strong>Sizi Âdem ile Havva’nın hikâyesini yazmaya iten sebepler nelerdi?</strong></p>
<p>Bundan tam yirmi sene evvel Belkıs (İbrahimhakkıoğlu) ile tanıştım. İlk karşılaşmamız onun beni Trabzon’da ziyareti ile gerçekleşti. O ilk tanışma heyecanına, yirmi yıl boyunca akmak isteyen yanlarımın önünde duran bendlerin bir kısmını belki o bile fark etmeden bir bir kaldırmasının etkileri de sirayet etti. O ilk karşılaşma günlerinin birinde bana, Nazan, demişti, bir gün Âdem’in hikâyesini (Âdem ile Havva’nın değil) anlatabilirsem kendimi bütün bir insanlığın hikâyesini de anlamış sayacağım, çünkü insanın bütün halleri Âdem’de gizli, çünkü Âdem cem makamında. “Lâ Sahifesi”nde dile getirdiğim gibi bu cümleyi hiç unutmadım. Yıllarca içimde gezdirdim. Ve yirmi yıldan bu yana farkında ya da farkında değil, yaşadığım her şey gibi okuduğum her şeyi de bir Âdem hikâyesi olarak, insanın bütün gerçeğini içkin bir hikâyenin dipnotları suretinde bir köşede biriktirdim. Zaman içinde bu birikim öncelikle bir Âdem hikâyesi anlatmak gayesine matuf olmasa da sahnelere büründü, cümleler birikti. Ve yeryüzü yalnızlığı elli yıllık bir sürece yaklaştığında bundan daha fazlasını anlayamayacağım ve anlatamayacağım bir raddede geldi durdu. O zaman anlatmaya karar verdim. Çünkü öyle görünüyor ki anlayabileceğim buraya kadar ve anladığımı unutmamak için anlatmak ihtiyacını daha fazla saklayamadım. Bilgisayarda ilk dosya 2003’te açılmış. O tarihte bilgisayarda bir dosya açtıysam metnin çoğu demek öncesinde defterlerde biçimlenmiş demektir. Ondan sonrası fiilî derleyip toplama, kompozisyona nizama sokma sürecidir.</p>
<p><strong>Romanda daha önce öykülerinizden ve Yusuf ile Züleyha’dan, İsimle Ateş Arasında’dan bildiğimiz coşkun bir dil var. Bu dilin “kalp genişliği” ile bir ilgisi olmalı. Bu zor ve sancılı bir seçim değil mi?</strong></p>
<p>Dili, insanın hacmidir. Buradan bakınca genişlik olarak görünen şeyin şu gelip geçici dünya üzerinde ızdıraplarımızın kaynağı ve en azından onun sadakatle yansıtıcı aynası da olduğu çıkar ortaya. Bu nedenle haklı olduğunuz düşünülebilir. Ama ne çare! Başka türlü hissetmek ve düşünmek elimden gelmediği için başka türlü söylemek de elimden gelmez.</p>
<p style="text-align: right;">Murat Tokay -  Kitap Zamanı</p>
<p style="text-align: center;"><img src="http://image.haber7.com/haber/haber7/photos/88759.jpg" alt="http://image.haber7.com/haber/haber7/photos/88759.jpg" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatkonagi.net/2010/01/11/nazan-bekiroglu-insanin-butun-halleri-adem%e2%80%99de-gizli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bursa&#8217;nın bütün geçmişi bu kitapta</title>
		<link>http://www.edebiyatkonagi.net/2009/12/31/bursanin-butun-gecmisi-bu-kitapta/</link>
		<comments>http://www.edebiyatkonagi.net/2009/12/31/bursanin-butun-gecmisi-bu-kitapta/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2009 10:11:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yönetici</dc:creator>
				<category><![CDATA[Benim Kitaplarım]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Zaman Kitap]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatkonagi.net/?p=2038</guid>
		<description><![CDATA[
Bursa&#8217;nın sosyal ve kültürel hafızasını içinde barındıran Bursa Kütüğü, 60 yıl sonra okuyucuyla buluştu.
1930-1950 yılları arasında Kamil Kepecioğlu tarafından kaleme alınan 4 ciltlik eserde şeriyye sicilleri, yazma ve matbu evraklar, şifahi bilgiler, kısacası Bursa&#8217;nın maddi ve manevi kültürüyle ilgili her türlü bilgi yer alıyor. Bursa Kütüğü, 1940&#8242;larda Uludağ Dergisi&#8217;nce fasiküller halinde yayımlanmaya başlanmış, ancak devamı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://img03.blogcu.com/images/e/d/e/edebiyatresim/2280242d0da14cc892f783a0b2d48e78_1262254194.jpg" alt="" width="399" height="317" /></p>
<p>Bursa&#8217;nın sosyal ve kültürel hafızasını içinde barındıran Bursa Kütüğü, 60 yıl sonra okuyucuyla buluştu.</p>
<p>1930-1950 yılları arasında Kamil Kepecioğlu tarafından kaleme alınan 4 ciltlik eserde şeriyye sicilleri, yazma ve matbu evraklar, şifahi bilgiler, kısacası Bursa&#8217;nın maddi ve manevi kültürüyle ilgili her türlü bilgi yer alıyor. Bursa Kütüğü, 1940&#8242;larda Uludağ Dergisi&#8217;nce fasiküller halinde yayımlanmaya başlanmış, ancak devamı gelmemişti. 1986 yılında Bursa Ticaret Borsası&#8217;nın teşvikleriyle yeniden çalışmalara başlandı. Aslı Osmanlıca olarak Bursa Yazma ve Basma Eserler Kütüphanesi&#8217;nde bulunan eser, uzun çalışmalar sonunda Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından kültür dünyasına kazandırıldı.</p>
<p>Bursa Kütüğü, cumartesi günü Ördekli Kültür Merkezi&#8217;nde yapılan bir toplantı ile tanıtıldı. Toplantıda konuşan Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, &#8220;Şehirlerin hafızası neye kurgulanıyorsa, medeniyetlerin biçimi de ona göre şekillenmektedir. Dolayısıyla şehirlerle ilgili araştırmaların kıymeti de yükselişe geçmiştir. Bursa&#8217;nın tarihi, sosyal ve kültürel hafızasını günümüze taşıyan Bursa Kütüğü, geçmişimize ışık tutması ve tarihin gelecek nesillere aktarılması açısından çok önemli bir yapıttır.&#8221; dedi. Toplantıda eserin yayına hazırlanmasında katkıları olan Prof. Dr. Mustafa Kara, Prof. Dr. Hüseyin Algül, Prof. Dr. Osman Çetin, Prof. Dr. Mefail Hızlı ve Doç. Dr. Asım Yediyıldız&#8217;a plâket verildi. (0224 253 26 46)</p>
<p><strong>60 yıl sonra basıldı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Mustafa Kara &#8220;Her kitabın bir kaderi vardır. Bu, Bursa Kütüğü için çok doğru bir sözdür. 60 yıldır basılma aşamasındaydı. Biz de 1986&#8242;da yeniden başladık. Zaman zaman bunaldığımız anlar oldu. Sonunda kentin geleceğine ışık tutacak bu eseri tarihimize kazandırmış olduk.&#8221;</p>
<p>Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu: &#8220;Bursa Kütüğü&#8217;nü kaleme alan Kamil Kepecioğlu, Osmanlı arşivlerinin ilk tasnifini yapan kişilerden biridir. Bir devletin tarihi ancak geriye bıraktığı belgelerle yazılabilir. Bu gibi eserlerin kültürümüze kazandırılması geleceğimize güvenle bakılması için büyük önem taşıyor.&#8221;</p>
<p>Beşir Ayvazoğlu: &#8220;Bursa Kütüğü&#8217;nü Eski Eserler Kütüphanesi&#8217;nde incelemiş ve neden neşredilmediğini düşünmüştüm. Kendi kültürümüzle ilişkimiz, yabancılarınkinden farklı değil. Bu gibi kırılma dönemlerinde toplumlar travmalar yaşarlar. Bu tür eserler travma dönemlerinin aşılması için önemlidir.&#8221;</p>
<p>Mustafa Armağan: &#8220;Yıllar önce Bursa Eski Eserler Kütüphanesi&#8217;nde okuduğum Osmanlıca belgelerin kitap haline getirilmesinden çok mutluyum. Şehri sevmek için o şehri tanımanız gerekir. İnsan tanımadığı bir şehri sevemez. Gelecek nesiller bu eseri okuyarak şehirlerini tanırlar.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatkonagi.net/2009/12/31/bursanin-butun-gecmisi-bu-kitapta/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kayıp Şiir &#8211; Beşir Ayvazoğlu</title>
		<link>http://www.edebiyatkonagi.net/2009/12/25/kayip-siir-besir-ayvazoglu/</link>
		<comments>http://www.edebiyatkonagi.net/2009/12/25/kayip-siir-besir-ayvazoglu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Dec 2009 09:22:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yönetici</dc:creator>
				<category><![CDATA[Benim Kitaplarım]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Beşir Ayvazoğlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatkonagi.net/?p=1994</guid>
		<description><![CDATA[ Beşir Ayvazoğlu, Everest Yayınları;
İstanbul, 2009, 14 x 20 cm, 105 sayfa, Türkçe, Karton Kapak. ISBN No: 9752896536
Evet, benim şiirim, kayıp bir şiirdi; eski şiirlerimin hepsini yeniden ele alıp bütün molozlarından ayıklayarak asıl şiirime ulaşmayı deneyebilirdim. Bu tecrübeyi bana biraz da Almanların şiir karşılığı olarak kullandıkları dichtung kelimesinin ilham ettiğini söyleyebilirim. Dichtung, sıkıştırmak, sızmaz hâle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://kitap.antoloji.com/media/erenbooks/k/29/291809_k_1439.jpg" border="0" alt="" hspace="0" /> Beşir Ayvazoğlu, Everest Yayınları;<br />
<span style="font-size: xx-small;">İstanbul, 2009, 14 x 20 cm, 105 sayfa, Türkçe, Karton Kapak. ISBN No: 9752896536</span></p>
<p>Evet, benim şiirim, kayıp bir şiirdi; eski şiirlerimin hepsini yeniden ele alıp bütün molozlarından ayıklayarak asıl şiirime ulaşmayı deneyebilirdim. Bu tecrübeyi bana biraz da Almanların şiir karşılığı olarak kullandıkları dichtung kelimesinin ilham ettiğini söyleyebilirim. Dichtung, sıkıştırmak, sızmaz hâle getirmek anlamına geliyormuş. Şiir tam da böyle bir şey; dile o kadar hâkim olmalı ve fikirlerinizi, duygularınızı öylesine kesif hâle getirmelisiniz ki, tek kelimeyi bile yerinden kımıldatmak mümkün olmasın!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatkonagi.net/2009/12/25/kayip-siir-besir-ayvazoglu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kayıp Ruhlar Kıraathanesi</title>
		<link>http://www.edebiyatkonagi.net/2009/12/22/kayip-ruhlar-kiraathanesi/</link>
		<comments>http://www.edebiyatkonagi.net/2009/12/22/kayip-ruhlar-kiraathanesi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Dec 2009 18:05:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yönetici</dc:creator>
				<category><![CDATA[Benim Kitaplarım]]></category>
		<category><![CDATA[Diğer]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Şükrü Güngör]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatkonagi.net/?p=1966</guid>
		<description><![CDATA[ Recep Şükrü Güngör&#8217;ün yeni hikaye kitabı &#8216;Kayıp Ruhlar Kıraathanesi&#8217;  Ocak&#8217;ta yayınlanıyor&#8230;
Kayıp Ruhlar Kıraathanesi, geniş bir yelpazedeki sosyal meseleleri, akıcı bir dille ve gerçekçi şekilde ele alıyor. Sıkıyönetim döneminde başına olmadık işler gelen bir muhtarın ibretlik hikâyesi, insanı alıp o günlere götürüyor.
Aynı mahallede doğup büyümüş, çoluk çocuğa karışmış, her gün yüz yüzü bakan insanların nasıl [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://img03.blogcu.com/v2/images/editor/e/d/e/edebiyatresim/909347570317201_1261504886.bmp" alt="http://img03.blogcu.com/v2/images/editor/e/d/e/edebiyatresim/909347570317201_1261504886.bmp" width="176" height="277" /> Recep Şükrü Güngör&#8217;ün yeni hikaye kitabı &#8216;Kayıp Ruhlar Kıraathanesi&#8217;  Ocak&#8217;ta yayınlanıyor&#8230;</p>
<p>Kayıp Ruhlar Kıraathanesi, geniş bir yelpazedeki sosyal meseleleri, akıcı bir dille ve gerçekçi şekilde ele alıyor. Sıkıyönetim döneminde başına olmadık işler gelen bir muhtarın ibretlik hikâyesi, insanı alıp o günlere götürüyor.</p>
<p>Aynı mahallede doğup büyümüş, çoluk çocuğa karışmış, her gün yüz yüzü bakan insanların nasıl birbirlerine düşman edildiklerini yazar, insanın içini burkan bir dille anlatıyor.</p>
<p>Kayıp Ruhlar Kıraathanesi kendinizi bir anda vakanın içinde bulacağınız metinlerden oluşuyor. Olay akışındaki doğallık, sağlam kurgusu ve oturmuş üslubu ile hikâyeler, sizi gerçek dünyadan alıp kahramanın yaşadığı zamana götürüyor.</p>
<p>Hikâyeleri okurken insan aynı şeylerin bu gün yeniden  tezgahlanması için birilerinin durup dinlenmeden nasıl sinsi planlar içinde olduğunu da hatırlamadan edemiyor.</p>
<p style="text-align: right;"><strong>Edebiyat Konağı 2009</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatkonagi.net/2009/12/22/kayip-ruhlar-kiraathanesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Köpekçe Düşünceler Rasim Özdenören</title>
		<link>http://www.edebiyatkonagi.net/2009/12/18/kopekce-dusunceler-%e2%80%93-rasim-ozdenoren/</link>
		<comments>http://www.edebiyatkonagi.net/2009/12/18/kopekce-dusunceler-%e2%80%93-rasim-ozdenoren/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Dec 2009 17:21:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yönetici</dc:creator>
				<category><![CDATA[Benim Kitaplarım]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Rasim Özdenören]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatkonagi.net/?p=1874</guid>
		<description><![CDATA[
“Başlıktaki tamlamaya bakınca belki birilerinin düşüncesine hakaret etme niyetiyle bu yazıya böyle başladığım düşünülebilir. Hayır. Köpekçe düşünceler’ derken, bir hayvan olarak köpeğe mahsus düşüncelerin portresini çıkarma niyetiyle bu işe girişmiş değilim. Çünkü böyle bir çabanın bizi hangi zorluklarla karşı karşıya bırakacağının farkındayım. Hayvan ve düşünce kelimelerinin yan yana durması bile bu zorlukların neler olduğunu ifşa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.kidap.com.tr/kopekce-dusunceler-rasim-ozdenoren-k6489.kitap&amp;ortaklikno=1004393" target="_blank"><img src="http://www.kidap.com.tr/kopekce-dusunceler-rasim-ozdenoren-r6489-sz250.jpg" alt="" /></a></p>
<p><em>“Başlıktaki tamlamaya bakınca belki birilerinin düşüncesine hakaret etme niyetiyle bu yazıya böyle başladığım düşünülebilir. Hayır. Köpekçe düşünceler’ derken, bir hayvan olarak köpeğe mahsus düşüncelerin portresini çıkarma niyetiyle bu işe girişmiş değilim. Çünkü böyle bir çabanın bizi hangi zorluklarla karşı karşıya bırakacağının farkındayım. Hayvan ve düşünce kelimelerinin yan yana durması bile bu zorlukların neler olduğunu ifşa etmeye yeterli sayılabilir. Kelimelerden birinden bir hareket kokusu alınabilir; ötekinden de yan yana getirilmemesi gereken iki kavramın (köpek ve düşünce) bir arada kullanılmış olmasından doğan bir zorluk ortaya çıkabilir. Fakat hemen söyleyelim: Köpek derken, doğrudan, bir hayvan olarak köpek türünü kastediyorum. Köpekçe düşünceler derken de, bir köpeğin, kendisi olarak, dünyada ihraz ettiği yer açısından dünyaya nasıl baktığını tahayyül etmeye çalışıyorum.”1</em></p>
<p>Edebiyat ve sanat üzerine kaleme aldığı denemelerini Köpekçe düşünceler isimli kitabında bir araya getiren Rasim Özdenören böyle bir girizgah ile başlıyor eserine. Vücuda getirdiği her ürünü, okurlarının bilinç düzeyine çekilen setleri bir bir deviren yazar bu eserinde, bir taraftan insanların düşünce düzlemlerinde yer alan sanat ve edebiyat açmazlarının izini sürerken; bir taraftan da okurlarına projektör vazifesi gören çözüm önerileri sunuyor. Yazar –her eserinde olduğu gibi- bu eserinde de kralın çıplaklığını ifşa etmekten geri durmuyor.</p>
<p><em>“Görüyoruz ki, bir şeyi adlandırmak bizim günlük hayatımızı ilgilendirmekte ve onu etkilemektedir. Adlandırma işlemi, her şeye rağmen keyfî olarak yapılmıyor. Bir şeye, bir nesneye, bir olguya veya bir duruma bir ad verilirken, içinde yaşanılan kültürel ortamın isterleri ve değer yargıları işin içine karışıyor. Böylece, bir kültürün adlandırdığı kavramlarla düşünmeye başlamak, o kültürü benimsemeye hazır hale gelmekle eş anlam kazanıyor.”2</em><br />
<span id="more-1874"></span><br />
Rasim Özdenören eserinde, medeniyet sorunsalının bizi eşiğine getirdiği kavram karmaşasına değinirken, devşirme tanımlar ve kavramlarla özdeşleştirilemeyecek bir medeniyetin, düşünce dünyasına yama edilmeye çalışılan yabancı değer yargılarının, şiddetinin tespit edilmesi zor depremlere sebep olacağının ipuçlarını veriyor. Yazar, daha önceden bir medeniyetin değerler lügatinde bulunmayan bir kavramın, yine bu medeniyet tarafından özümsenmeye çalışılmasının genetik bir uyuşmazlık sorunu peyda ettiğini ve ahtapotun kolları gibi toplumun her katmanını meşgul eden bir hal aldığının üzerinde duruyor.</p>
<p>Modern zamanlarda (özellikle 20.yy. kesitinde), sinema, radyo, televizyon, ses kayıt aygıtları.. edebiyata rakip olmayı başardılar. Bu fikrimizi, şöyle söylersek belki daha iyi ifade edeceğiz. Adını sadığım araçlarla meydana getirilen sanatlar edebiyatın yerine geçmeye başladı, belki bir ölçüde (büyük ölçüde) insanları edebiyatla ilişki kurmaktan vazgeçirdi. Çünkü bu sanatlar insanlara kolay yoldan ve hemen her ortamda ulaşma imkanına sahip bulunuyordu. Bir sinema filmi, insanları yüzlerce sayfalık bir romanı okuma külfetinden kurtarıyordu. Ama acaba bir romanın filmi ile o romanın kendisi aynı şeyler demek oluyor muydu!</p>
<p><em>“Edebiyat, bir söz ve kelime sanatı olarak, işte bize bu sordurtan durakta, deyimi yerinde bulursanız bir nefs müdafaası pozisyonuna girdi. Edebiyat, bu noktada, ve son tahlilde bir kelime sanatı olarak başka bir sanatın diline dönüştürülemez olması gerektiğinin bilincine vardı.”3<br />
</em><br />
Yazar, tüketim toplumu olmanın bir sonucu olan kolay tüketilebilen sanatlara (sinema, radyo, televizyon) karşı edebiyatın duruşunu resmederken, eserinde edebiyatın özgün ve sarsılmaz karakterine vurgu yapıyor. Bu bağlamda edebiyatın diğer sanatların diline dönüştürülemez bir yapıya sahip olduğunu belirtiyor.</p>
<p><em>1. Köpekçe düşünceler, sy. 1<br />
2. Köpekçe düşünceler, sy. 17-18<br />
3. Köpekçe düşünceler, sy. 103</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatkonagi.net/2009/12/18/kopekce-dusunceler-%e2%80%93-rasim-ozdenoren/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Düşünsel Duruş Rasim Özdenören</title>
		<link>http://www.edebiyatkonagi.net/2009/12/18/dusunsel-durus-%e2%80%93-rasim-ozdenoren/</link>
		<comments>http://www.edebiyatkonagi.net/2009/12/18/dusunsel-durus-%e2%80%93-rasim-ozdenoren/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Dec 2009 17:20:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yönetici</dc:creator>
				<category><![CDATA[Benim Kitaplarım]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Rasim Özdenören]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatkonagi.net/?p=1872</guid>
		<description><![CDATA[ Ahmet Edip Başaran
Düşünsel Duruş Ya Da Krala Çıplak Demek

Kelimelerin, kavramların, ucu bucağı görünmeyen tanımlamaların insan zihnini iğdiş ettiği bir dönemde yaşadığımız, hepimizin malumudur. Yazarlık serüveni boyunca işte bu varolan zihin karmaşasını çözme yolunda esaslı fikirler ve öneriler getiren Rasim Özdenören, yine kült bir kitapla karşımızda: Düşünsel Duruş. Peki nedir düşünsel duruş! Eğilimlerimiz ve zihinsel [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.kidap.com.tr/dusunsel-durus-rasim-ozdenoren-k6651.kitap&amp;ortaklikno=1004393" target="_blank"><img src="http://www.kidap.com.tr/dusunsel-durus-rasim-ozdenoren-r6651-sz250.jpg" alt="" /></a><strong> Ahmet Edip Başaran</strong></p>
<p><strong>Düşünsel Duruş Ya Da Krala Çıplak Demek<br />
</strong><br />
Kelimelerin, kavramların, ucu bucağı görünmeyen tanımlamaların insan zihnini iğdiş ettiği bir dönemde yaşadığımız, hepimizin malumudur. Yazarlık serüveni boyunca işte bu varolan zihin karmaşasını çözme yolunda esaslı fikirler ve öneriler getiren Rasim Özdenören, yine kült bir kitapla karşımızda: Düşünsel Duruş. Peki nedir düşünsel duruş! Eğilimlerimiz ve zihinsel altyapımızı bütünleyen temel değerler bakımından biz nerede duruyoruz! Durduğumuz yer durmamız gereken yer midir, yoksa şartların bizi sürükleyerek getirip bıraktığı yer midir! Durduğumuz yerin niteliği, Türkiye’de yaşayan müslümanlar için bir sırat hükmündedir. Çünkü daha yolun başında başkalarının dümen suyunda bir düşünme biçimini sahiplenmişsek o zaman bu duruşta verilen poz gafletten başka bir anlam yüklenmeyecektir. Kullandığımız kavramlardan tutun da bütün bir zihin aritmetiğimiz yanlış kodlarla örülmüş bir bulamaca dönüşecek ve böylece biz hiçbir mesele hakkında sağlıklı bir düşünce yapısına asla kavuşamayacağız. “Peki ya şartlar!” diyenleri duyar gibiyim. Günümüzün sihirli kelimelerinden birisi olan “konjonktür” işe yaramaz birer torbaya çevirdiği insanları da içine katarak meş’um çöplüğüne elbette bir gün dönecek. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Ne var ki gündelik dilin sığ ve ucuz komplimanlarına metelik vermeyip, İslâm’ın şaşmaz çizgisi üzerinde bir zihin dünyası kurabilmiş insanlar bu dünyadaki sıratlarını kazasız belasız geçmek için kendilerinde bir umut fehmedecekler. Krala çıplak demenin pek hatırı sayılır bir önemi elbette ki kalmadı. Bunun herkes farkında. Ama bu söz, Türkiye’deki egemen sosyal ve kültürel ortamın dışına çıkılarak söylendiğinde bilinçli bir tavır alışa dönüşüyor. Çünkü durduğumuz yer, durmamız gereken yer ve kullandığımız bütün kavramlar, getirdiğimiz bütün çözüm önerileri işte burada bir ses getiriyor. Nuri Pakdil diliyle söylersek tam da “klas duruş” alanıdır burası.</p>
<p>Türkiye’de yaşayan müslümanların öncelikli sorunu ellerindeki reçetelerle aldıkları ilaçlar arasındaki akıl almaz çelişkiden başka bir şey değildir. Halihazırda sürdürülen yaşama bakılınca bu çelişki, ayan beyan ortaya çıkıyor. Çünkü zihinsel dünyamızı besleyen kelimeler, kavramlar varolan hastalığımıza derman olmayacak ilaçlardan farksız. Daha yolun başında böylesi bir karmaşaya yaslanan zihinlerimizin sağlıklı çözüm önerileri getirmesini ummak safdillik olur. Müslümanca düşünmeyi, bir hayat tarzı olarak benimseyenler için kelimeler bir istikamet ve idrak noktasıdır. Özdenören’in de söylediği gibi sanırım bölmeli bir kafa yapısına sahip olan insanların anlamak istemedikleri can alıcı yer burası. Düşünmenin ilk basamağını teşkil eden kelimeler eğer bizim medeniyet dairemizin dışında, yapıştırma ve ödünç alınmış kelimelerse; bu kelimeleri kullanan zihinlerden, varolan karmaşayı çözebilecek yetkinlikte fikirler sadır olmasını bekleyemeyiz. Ödünç alınmış kelimeler ödünç alınmış yaşamları çoğaltmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Özdenören tam da burada bize günümüz dünyasında karşımıza çıkan hemen hemen bütün sorunlara karşı kendi bakış açımızla kendi kelimelerimizle mukabelede bulunmanın gerekliliğini anlatıyor. Âriyete karşı sahiciliği, profan olana karşı “müslümanca düşünmeyi” savunuyor. Eğer bu ayrım yapılmazsa biz müslümanlar bugüne kadar yaptığımız gibi beyhude bir şekilde keçiboynuzu kemirmek konusunda ısrarcı olmaya devam edeceğiz.</p>
<p>Müslümanca düşünmenin önündeki engeller saymakla bitecek cinsten değil. Hepimiz bunu biliyoruz. Fakat değişim adına bizim genel geçer kalıplara, statükoya, nemelazımcılığa prim vermeyerek, çilesini çekmeye talip olduğumuz kavramlarımızı bulmamız gerekiyor.</p>
<p>Bunun için öncelikli olarak durduğumuz yeri kolaçan etmekle işe başlamalıyız. Durduğumuz yer, durmamız gereken yer ise neden orda durduğumuz sorusuna da verilecek bir cevabımız olmalı. Düşünsel Duruş, işte bu cevapların verildiği bir kitap olarak biz aklı karışıklar için kılavuz olmaya talip bir kitap.</p>
<p>Son olarak, beni olağanüstü bir coşkuya ve bilince götüren kitabın son yazısı “İslam ve Genç Adam” için Rasim Bey’e ayrıca teşekkür ediyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatkonagi.net/2009/12/18/dusunsel-durus-%e2%80%93-rasim-ozdenoren/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güneşimin Önünden Çekil–Ali Ural</title>
		<link>http://www.edebiyatkonagi.net/2009/12/18/gunesimin-onunden-cekil-%e2%80%93-ali-ural/</link>
		<comments>http://www.edebiyatkonagi.net/2009/12/18/gunesimin-onunden-cekil-%e2%80%93-ali-ural/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Dec 2009 17:19:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yönetici</dc:creator>
				<category><![CDATA[Benim Kitaplarım]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Ural]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatkonagi.net/?p=1869</guid>
		<description><![CDATA[
A. Ali Ural, “Güneşimin Önünden Çekil” isimli son kitabında denemeleriyle bu kez portreler çiziyor okurlarına. Biyografi yazarlarının alışılmış ansiklopedi dilini kullanmaktan kaçınan Ural, şair kimliğinin biçimlendirdiği edebî bir üslupla boyuyor Doğu ve Batı’dan seçtiği portreleri. Şiir ve hikaye dilinin imkânlarından yararlanarak derinleştirilen her cümle bir fotoğraf karesi gibi hafızalara kazınıyor.
Yetmiş portre denemesi bulunan kitapta; Cervantes’ten [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.kidap.com.tr/gunesimin-onunden-cekil-ali-ural-k19058.kitap&amp;ortaklikno=1004393" target="_blank"><img src="http://www.kidap.com.tr/gunesimin-onunden-cekil-ali-ural-r19058-sz250.jpg" alt="" /></a></p>
<p>A. Ali Ural, “Güneşimin Önünden Çekil” isimli son kitabında denemeleriyle bu kez portreler çiziyor okurlarına. Biyografi yazarlarının alışılmış ansiklopedi dilini kullanmaktan kaçınan Ural, şair kimliğinin biçimlendirdiği edebî bir üslupla boyuyor Doğu ve Batı’dan seçtiği portreleri. Şiir ve hikaye dilinin imkânlarından yararlanarak derinleştirilen her cümle bir fotoğraf karesi gibi hafızalara kazınıyor.</p>
<p>Yetmiş portre denemesi bulunan kitapta; Cervantes’ten Şeyh Galib’e; Tolstoy’dan Rilke’ye; İkbal’den Tagore’a; Van Gogh’dan Hattat Hafız Osman’a; Beethoven’den Dede Efendi’ye; Arşimet’ten Galilei’ye; Diyojen’den Kierkegaard’a, İmam-ı Gazali’den İmam-ı Rabbânî’ye; Ebu Hanîfe’den İmam Şafiî’ye; İbn Arabî’den Azîz Mahmud Hüdâyî’ye kadar bir çok tanıdık isimle karşılaşacaksınız, gerçekten tanımadığınız. Öte yandan Mevlana’yı sadece üç kelimeyle anlattığı bölümde okuyucularına güzel bir vaadi de var Ali Ural’ın. Yazarın okurlarına verdiği sözü ne zaman gerçekleştireceğini bilemiyoruz ama kitabı elinize alır almaz bir dünya seyahatine çıkacağınızdan emin olabilirsiniz. Üstelik yüzyıllardan yüzyıllara savrulacağınız zamanlar üstü bir yolculuk olacak bu. Kâh Newton’un elması düşecek başınıza, kâh Yahya Efendi’nin nar suyuna dönüşmüş şarabından içeceksiniz, Yunus Emre’yle odun toplarken dergâha, Tolstoy’la üçüncü mevki bir kompartımanda yolculuk yapacaksınız son istasyona.</p>
<p>İnsan hayatı sanatın değişik formlarıyla tasvir edildi tarih boyu; bir resimde, bir heykelde, bir romanda yeni renkler, yeni çizgiler kazandı. A.Ali Ural, Diyojen’in Büyük İskender’e söylediği “Güneşimin Önünden Çekil”cümlesiyle taçlandırdığı kitabında bu kez insan derinliğine şair bakışıyla nüfuz etmeye çalışıyor ve sığ hayatlardan derin hayatlara çağırıyor okurunu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatkonagi.net/2009/12/18/gunesimin-onunden-cekil-%e2%80%93-ali-ural/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gezgin–Sadık Yalsızuçanlar</title>
		<link>http://www.edebiyatkonagi.net/2009/12/18/gezgin-%e2%80%93-sadik-yalsizucanlar/</link>
		<comments>http://www.edebiyatkonagi.net/2009/12/18/gezgin-%e2%80%93-sadik-yalsizucanlar/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Dec 2009 17:18:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yönetici</dc:creator>
				<category><![CDATA[Benim Kitaplarım]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Sadık Yalsızuçanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatkonagi.net/?p=1867</guid>
		<description><![CDATA[
Söyleşi: Ender Yılmaz
 
Günümüz öykücülüğünün başarılı adlarından Sadık Yalsızuçanlar, ilk romanı Yakaza’dan sonra, Gezgin’le tekrar çıktı okur karşısına. Timaş Yayınları’ndan çıkan Gezgin, etki gücü ve alanı çağımıza ulaşan mağribli bilge İbn Arabi’nin sır dolu hayatını konu alıyor. Roman bir sufi romanı olmasına rağmen evrensel bir insan deneyimini öykülüyor. Öyküleri sinematografik nitelik taşıyan Yalsızuçanlar’ın ikinci romanı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.kidap.com.tr/gezgin-sadik-yalsizucanlar-k46412.kitap&amp;ortaklikno=1004393" target="_blank"><img src="http://www.kidap.com.tr/gezgin-sadik-yalsizucanlar-r46412-sz250.jpg" alt="" /></a></p>
<p><strong>Söyleşi: Ender Yılmaz</strong><br />
<strong> </strong></p>
<p><em>Günümüz öykücülüğünün başarılı adlarından Sadık Yalsızuçanlar, ilk romanı Yakaza’dan sonra, Gezgin’le tekrar çıktı okur karşısına. Timaş Yayınları’ndan çıkan Gezgin, etki gücü ve alanı çağımıza ulaşan mağribli bilge İbn Arabi’nin sır dolu hayatını konu alıyor. Roman bir sufi romanı olmasına rağmen evrensel bir insan deneyimini öykülüyor. Öyküleri sinematografik nitelik taşıyan Yalsızuçanlar’ın ikinci romanı da film sekansları gibi epizotlardan oluşuyor. Hayatı olağanüstülüklerle bezenmiş olan Endülüslü bilgenin ancak geleneksel bir anlatıyla yansıtılabileceğini söyleyen Sadık Yalsızuçanlar “Gezgin”le çağdaş bir menkıbe üretiyor.</em></p>
<p><strong>Niçin İbn Arabi, neden Gezgin?</strong></p>
<p>İbn Arabi çünkü, anlatmaya değer bir öyküsü var. Biz, kendi hikayelerimizi anlatmaya değer buluyoruz ama, bizim öykümüzün, insanlara evrensel olarak bir bildiri sunması gerekir. Oysa, modern zamanlarda her kalemi eline alan, kendi hikayesini insanlık için ilginç bulduğuna inanıyor ve ciddi bir seçme yapmaksızın aktarıyor. Oysa, aktarılmaya değer yaşamın, öteki için derin bir anlamı, bir hikmeti olmalı. Bu anlamda İbn Arabi’nin yaşamı, hikmetin bizatihi kendisi olarak karşımıza çıkıyor. Benzeri ariflerin yaşamlarındaki deneyimleri de içeriyor. Gezgin ise, onun aynı zamanda bir seyyah oluşundan kinayedir. Gerçi, seyr-i süluku, insanın kendi ruhunda yaptığı gezi olarak niteliyor ama çeşitli ülkeleri, kentleri de dolaşmış, yaşamı gezilerde geçmiş biri.</p>
<p><strong>Peki, modern insanı niçin ilgilendirsin sekiz yüz yıl önce yaşamış bir sufinin yaşamı?</strong></p>
<p>Sorun tam da burada işte. Modern zamanlarda yitirdiğimiz irfanı bize, bunu tecrübe etmiş olan arifler sunabiliyor. İbn Arabi’nin dili, günümüz insanına da seslenebilme yeteneğine sahip.</p>
<p><strong>Bu yüzyılın ariflerini atlamış olmuyor muyuz?</strong></p>
<p>Ben, sözgelimi Bediüzzaman’la İbn Arabi arasında, temel öğretide herhangi bir fark göremiyorum. İkisi de aynı meclisten geliyor, aynı dilden konuşuyor ve aynı sözlüğü kullanıyor. Onları birbirine tercih etmemiz gereksiz ve yanlış olacaktır; zira, onlar dediğim gibi aynı nurani meclisin sakinleridir.</p>
<p><strong>Gezgin için geleneksel bir anlatı diyorsunuz, bunu açar mısınız?</strong></p>
<p>Tam olarak inisiyatik bir metin diyebilirim Gezgin için. Bu hikayeyi ben yıllar önce yazmayı düşlüyordum. Gecikmesinin en önemli nedeni, bu inisiyatik dili bulmaya çalışmamdı. Metni kısa bir sürede, süratli bir biçimde yazdım. Ama, bu dilin içimde oluşması için birkaç yıl beklemem gerekti. İbn Arabi, tümüyle geleneksel bir arif, bu inisiyatik kişiliği ve konuyu, ancak menakıb diliyle yazmanın doğru olacağına kanaat getirdim. Gezgin böyle doğdu.</p>
<p><strong>Bu dilin, çağdaş roman dillerinden farkı nedir?</strong></p>
<p>Biliyorsun, romanda, seksenli yılların ilk yarısında bir kırılma yaşandı. Bireysel perspektifin kırılmasına özellikle Latin Amerikan yazarları öncülük etti. Marquez vs gibi yazarlar, romanda, yirminci yüzyılın başlarından itibaren güçlenerek gelmiş olan bireysel perspektifi kırdılar. Böylece roman, geleneksel anlatı damarlarına yeniden uzandı. Yani daha anonim bir gönderme alanına doğru yürüdü. Gezgin, ne geleneksel Fransız romanına, ne yeni romana, ne de bu anonim dile herhangi bir atıfta bulunmuyor. Doğrudan bizim menakıp kitaplarımızın diline gönderme yapıyor. Yani oradan yola çıktı.</p>
<p><strong>İbn Arabi’nin vakıaları Gezgin’in kurgusunda ana malzemeyi oluşturuyor, bunu niçin seçtiniz?</strong></p>
<p>Bir arifin yaşamı -gerçi bu herkes için geçerlidir- onun manevi deneyimlerinin toplamından ibarettir. İbn Arabi’nin yaşamı da onun vizyonları ve bu olağanüstü hallerde ulaştığı aydınlanma anlarından oluşuyor. Kitaplarını bu aydınlanma anlarında İlahi bir armağan olarak almış. Onun yaşamının, bir bakıma vizyonlarının tarihi olduğunu farkettim. Metni, bu vakıalar üzerine kurdum.</p>
<p><strong>Romanda zaman zaman ortalama okuru çok zora sokuyorsunuz, bu riski göze alarak yola çıktınız o halde?</strong></p>
<p>Şeyh’in olağanüstü hallerinin herkese açık olabileceğini düşündüm. Sıradan okur bence çok sorunlu bir niteleme. Amacım, İbn Arabi’nin yaşamını doğru aktarabilmekti. Bunun dışında herhangi bir kaygı gütmedim.</p>
<p><strong>Simyacı ve benzeri metinlerden hayli farklı Gezgin. Niçin biraz daha okura daha açık bir dil amaçlamadınız?</strong></p>
<p>Dediğim gibi, amacım, bu büyük bilgenin hayatını gerçek yönleriyle ortaya koymaktı. Doğrusunu isterseniz okur çok da umurumda değildi. Yani sahih bir şey ortaya koyarsanız, bunun her kulağa açık bir yanı olacaktır. Ben, bugünkü sınırlar içerisinde ‘bilgi’ diye nitelenen şeyin, insanın hakikatle ilişkisinde bir engel olduğu düşüncesindeyim. Eğer bu bilgilerimizi ve idrak sınırlarımızı gözden geçirmeden yaklaşırsak İbn Arabi gibi ariflerden istifade edemeyiz. Hakikate hazır hale gelmek, insanın kişisel algısını silmeye başlamasıyla birlikte beliriyor.</p>
<p><strong>Tezgahta şimdi neler var peki?</strong></p>
<p>Yeni bir öykü kitabının hazırlığı içindeyim, bir de tabi uzun süredir çalıştığım Bediüzzaman romanı var.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatkonagi.net/2009/12/18/gezgin-%e2%80%93-sadik-yalsizucanlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aynalar Koridorunda Aşk – Mustafa Ulusoy</title>
		<link>http://www.edebiyatkonagi.net/2009/12/18/aynalar-koridorunda-ask-%e2%80%93-mustafa-ulusoy/</link>
		<comments>http://www.edebiyatkonagi.net/2009/12/18/aynalar-koridorunda-ask-%e2%80%93-mustafa-ulusoy/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Dec 2009 17:15:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yönetici</dc:creator>
				<category><![CDATA[Benim Kitaplarım]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Ulusoy]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatkonagi.net/?p=1861</guid>
		<description><![CDATA[
Zehra Tuelna \ haber7.com
Aşk hakkında birçok roman yazıldı.  Hatta artık ‘aşkın romanı’ bile yazıldı?
Timaş yayınlarından çıkan, Mustafa Ulusoy’un yazarlığını yaptığı; ‘Aynalar koridorunda aşk’, sıradan aşklara nokta koymak ve hayat sayfasına aşkı simetrik bir boyutta yansıtmak amacında.
İnsanlar sizden bir şeyler istediğinde ‘Hayır’ diyemiyor musunuz? Belirlediğiniz yolda gidemediğinizi hissettiğiniz durumlarda kaygılanıyor, kendi tarzınızın dışındaki yolları hoşgöremiyor, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.kidap.com.tr/aynalar-koridorunda-ask-mustafa-ulusoy-k38824.kitap&amp;ortaklikno=1004393" target="_blank"><img src="http://www.kidap.com.tr/aynalar-koridorunda-ask-mustafa-ulusoy-r38824-sz250.jpg" alt="" /></a></p>
<p><strong>Zehra Tuelna \ haber7.com</strong></p>
<p>Aşk hakkında birçok roman yazıldı.  Hatta artık ‘aşkın romanı’ bile yazıldı?</p>
<p>Timaş yayınlarından çıkan, Mustafa Ulusoy’un yazarlığını yaptığı; ‘Aynalar koridorunda aşk’, sıradan aşklara nokta koymak ve hayat sayfasına aşkı simetrik bir boyutta yansıtmak amacında.</p>
<p>İnsanlar sizden bir şeyler istediğinde ‘Hayır’ diyemiyor musunuz? Belirlediğiniz yolda gidemediğinizi hissettiğiniz durumlarda kaygılanıyor, kendi tarzınızın dışındaki yolları hoşgöremiyor, sınırlarınızı kendiniz mi çizmek istiyorsunuz?</p>
<p>Kişilerle iletişim sonrasında, hakkınızda ne düşündüklerini merak mı ediyorsunuz?</p>
<p>İnsan; varoluşunun değerini bir çift gözbebeğindeki yansımasıyla, anlam kazandığını algılamak istiyor. Çünkü anlam bulmadan yapamaz insan. Var oluşunu algılayacak bir kalıp ve anlam arar. Aksi taktirde varoluş anlamsızlığa bürünür. Anlamsız bir varoluşun, varlığıyla yokluğu arasında bir fark kalmaz. Anlamsızlık = yokluk = hiç’ liktir. Yokluk duygusu en ağır yaşanan olgulardan biridir.</p>
<p>Bu duygu girdabının içinde olan insan, yokluğa dayanamadığı için, yokulktan varlığa geçmek, değer bulmak anlam kazanmak, sevilmek, çılgınca sevilmek ister. Ancak varoluşunu bir hiç gibi algılayıp, sonsuz değerli olduğunu, sevildiğini hissedemediğinde, hayatın en derin acısıyla karşı karşıya kalır. Değersizlik hissi insanın yaşayabileceği en büyük acıdır.</p>
<p>Bu acı insanı derinden yaralar, kalbini huzursuz eder, ruhunu daraltır. Koskoca evrene sığamaz. İnsan aşkın bir boyutta sevildiğini, kendisine değer verildiğini hissedememeye katlanamaz. Mutlaka sevilmeli ve değerli olduğunu hissetmelidir. İşte tam burada ‘öteki insan’ karşısına çıkar. Başka insanlar tarafından sevilmek, değer kazanmak, takdir görmek, onların teveccühüne mazhar olmak için çabalar durur. Ancak başka insanların dünyalarında ki ‘biz’ aynadaki görüntümüzden farklı değildir.</p>
<p>Bu, şöyle bir misalle zihinlere yakınlaştırılabilir. İnsan aynaya baktığında kendisini gördüğünü zanneder. Halbuki kendisi yerindedir. (Ayakta veya oturuyor) Eğer aynadaki görüntünün; O kişinin kendisi olduğunu farzedersek, o kişiden iki tane olduğunu kabul etmek gerekir. Bu ise muhaldir. Aynada olan görüntü sadece o kişinin yansımasıdır, kendisi değil. Kişi aynada gördüğüne ‘kendim’ dediğinde varoluşu ile aynada gördüğünü özdeşleştirmiş oluyor.</p>
<p>Varoluşunun gerçek halinden geçip aynadaki görüntüye sığınıyor. İnsan görüntüsünden başka bir oluşumdur. Başkaları tarafından sevilse de sevilmese de, kıymet görse de görmese de, burada değerlendirilen, insanın aynadaki görüntüleridir. Ancak insan kendini aynadaki görüntüden ibaret olmadığını unutur. İnsanın varoluşunun değerini aynada ki görüntüler belirleyemez, başkalarının zihinlerinde oluşan imajlar, görüntüler, düşünceler belirleyemez.</p>
<p>İnsanın kendi varoluşu ile kendisinin, öteki insanın aynasında ki yansımalarını özdeşleştirmesi, öteki insana verdiği gücü gösterir. İşte o zaman öteki insan kendini çok güçlü hisseder. Karşısındaki insanın hayatına hükmetmeye çalışır.</p>
<p>Öteki insan aynasındaki sana ait görüntüleri istediği gibi değiştirerek, senin kendini farklı farklı görmene, farklı farklı algılamana yol açar. Onun aynasındaki görüntülerini kendinle özdeşleştirdiğini ‘bu benim yalnızca görüntüm, kendim değil’ yerine, ‘bu benim’ dediğini anladığında seni evirip çevirmeye başlar. Bazen de aynaları geri çekip seni yok etmeye çalışır. Aynalar yaşamını ele geçirir ve kim olduğunu unutursun.</p>
<p>İşte o zaman, o kişi sana egemen olur ve sen aşkın  CEHENNEMİNE girersin.</p>
<p>Terapi tadında, rahatlamanıza yardımcı olacak bu kitapla, iç aleminize doğru keşif yolculuğu yapmaya ne dersiniz?Cevabınız evet ise bu kitap sizler için biçilmiş kaftan.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatkonagi.net/2009/12/18/aynalar-koridorunda-ask-%e2%80%93-mustafa-ulusoy/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
