Darbelere hayır diyen bir ses ‘Sokağa Çıkma Yasağı’

29 January 2010 Yazan Yönetici  
Kategori Ayhan Hülagü, Tiyatro

 Bakırköy Belediye Tiyatroları’nda sahnelenen Civan Canova’nın yazdığı, Emrah Eren’in yönettiği Sokağa Çıkma Yasağı adlı oyun uzun süredir tiyatro severlerin karşısında. 1980 darbesi sonrasında Türkiye de kök salan toplumsal paranoyayı anlatan oyun, yakın tarihimizin en kanlı ve karanlık dönemine atıfta bulunuyor. Kara komedi formundan yazılan oyun; Sokağa çıkma yasağının uygulandığı bir gecede, bir otelin lobisinde herkesin birbirinden şüphelendiği, işlerin gittikçe arapsaçına döndüğü bir hikayeyi anlatıyor. Sıkı yönetim olduğu için sokağa çıkmak yasaktır. Şiddetle güldürünün birbirine karıştığı bu sıkıyönetim parodisinin içinde, seyirci dönemin olaylarını kıvrak zeka oyunları ile karmaşık ama yalın bir şekilde görüyor. Karmaşık ve yalın kelimesinin aynı anda bir cümlede kullanılışının sebebi oyunun yazarı ve dramaturgu şüphesiz.
Oyunun yönetmenine bu kargaşayı ve yalınlığı aynı oyunda bir araya getirmenin sebebini sorduğum da verdiği cevap konuyu özetliyor: “Biz zaten muğlak bir oyun ortaya çıkarmaya çalıştık.” Oyunu ilk izlediğinizde bazı şeyleri anlamlandırmakta sıkıntı yaşayabilirsiniz. Çünkü isimsizleştiği için oda numarasıyla anılan insanlar, üzerindeki bulmaca elbisesiyle kıpırdamadan oturan kuklalar, ağaçta asılı duran boyun bağları sizi kara mizahın içinde duyarsızlaştırabilir. Ancak bir araya gelen yap bozun anlamlı parçaları size Türkiye’nin karanlık tarihine götürecektir.
Oyunun metnini incelediğinizde Civan Canova’nın otel lobisindeki çalışanı şişman olarak yazdığını göreceksiniz. Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ı temsil eden bu karakter yönetmen tarafından daha evrensel bir karakter olan ‘Joker’ ile değiştirmiş. Lobinin duvarlarına asılan darbeyle iktidara gelen 12 ülkenin saati, zeki bir düşüncenin ürünü. Oyunu izlerken döneme ait soru işaretlerinizi çoğaltan bir reji dokunuşu da lobide uyuyan kişilerin öldü sanılıp üzerine bulmaca kağıtlarının serilmesi. Başarılı bir reji çalışmasından bahsettik şimdiye kadar, oyunculuk nasıl peki? Otelde çalışan Joker ve emekli emlakçı karakterini oynayan oyuncular göze çarpıyor öncelikle. Diğer oyuncularda bir o kadar başarılı.
Oyunun başından sonuna kadar seyirciyi sürükleyen bir ritim grafiği var. Oyuncuları üst kattan lobiye indiren asansörün oyundaki kullanılış zamanlaması bu grafikte önemli yer tutuyor. Oyunun gerçek metninde olmayan ön oyun oyuna ayrı bir renk katmış.
 
Kostümlerde rahatsızlık veren bir seçim yok ama dekor tasarımcısı Ali Yenel başarısız bir dekor örneği ortaya koymuş. Sağdan ve soldan sahneye uzanan tank maketleri ile yoğun bir görsellik oluşturulma çabası, seyirci üzerinde dönemin askerinin oluşturduğu baskıyı dekorla oluşturma çabaları yanıtsız kalmış. Oyundan çıkınca elinize tutuşturulan broşürdeki bir yazı oyunun konusu darbenin özeti: “Bu akvaryumun suyu yalnızca kendi balıklarını zehirler”
 
Yazan: Civan CANOVA
Yöneten: Emrah EREN
Yönetmen Yrd: Esra PAMUKÇU, Bulut AKKALE, Pervin BAĞDAT, Emel SAYIM
Dekor Tasarım: Ali YENEL
Kostüm Tasarım: Gönül SİPAHİOĞLU
Kukla Tasarım: Ayçın TAR
Işık: Yüksel AYMAZ
Dramaturg: Ceren ERCAN
 

Oyuncular
Ali Aziz ÇÖLOK
Bulut AKKALE
Didem GERMEN
S. ULAŞ BAKIR
Görkem Z. GÖNÜLŞEN
Şirin Ç. TAŞPINAR
Orhan ŞİMŞEK
Burak DUR
Beyti ENGİN

Ferhan Şensoy’dan ‘2019′

30 December 2009 Yazan Yönetici  
Kategori Ayhan Hülagü, Tiyatro

http://4.bp.blogspot.com/_gGs8_cnbrdc/SbZcqvrhfHI/AAAAAAAABto/dJ85q6WmGFo/s400/6151_i.jpg
Din güzel bir şiirdir sapıklıklar barındırmaz…
Din güzel bir masaldır, cinayetler barındırmaz…
Din güzel bir şiirdir yobazlıklar barındırmaz’ diye oyunu bitiriyor Ferhan Şensoy
Türkiye’nin 2019 yılındaki toplumsal ve siyasi durumunu ele alıyor. Ülkemizin dini kurallara göre yönetilmeye başladığını ve azınlık haline düşen Atatürkçülerin sokağa çıkamadığı anları işliyor. Atatürkçülerin İslamlaşan iktidarla olan mücadelesini konu alan oyununda; birleşen din ve devlet işlerini, iktidarın sosyal ve toplumsal konulara bakış açısını, kuran kurslarının aile içindeki yerini sorguluyor. Türkiye gündeminde yer alan konuları mizahi bir dille ele alan ve taşlamalarında herhangi bir frenlemeye gitmeyen Şensoy, toplumsal anlayışla ve dinin dogmatik değerlerina kara bir mizahla eleştiriyor.
Dinin toplum için bir masal bir şiir olduğunu oyunun finalinde bir özet gibi seyirciye sunarken Türk toplumun nabzını tutuş tarzının yanlış olduğunu düşünüyorum. Dindeki sapıklıklara, cinayetlere ve yobazlıklara dinin kurallarıymış gibi bakmak ve bu kurallar çerçevesinde dini hassasiyetleri olan kişileri eleştirmek insafsızlık. Oyunun düşünce anlamında bir fikre hizmet etmesi ve kurgunun bunun üzerinden tasarlanması oyunu kısır bir döngüye itmiş. Düşünce ve verilmek istenen mesaj çerçevesinde örülen oyun bir roman özelliği barındırıyor. 2019 Türkiye’si olarak oyuna dönüştürülen zekice yazılan hikaye, cılız sahne gösterisiyle cazipliğini kaybetmiş. Ferhan Şensoy ile beraber bir dönem tiyatro yapan rahmetli İsmet Küntay’ın tiyatro ödülünün 3 dalda (En iyi Yönetmen, Yapım, Erkek oyuncu) Şensoy’a verilmesi, geçmiş dönemdeki İsmet Kuntay ve Ferhan Şensoy birlikteliğinin siyasi boyutu akıllara getiriyor. Oyunda ülkedeki tek kanalın Müs TV ile adlandırılması, ülkede kalan son iki Atatürkçüden birinin isminin Mustafa diğerinin isminin Kemal olarak kullanılması zekice bir yapımın ürünü. Ancak bu yapım Şensoy’un oyunu tasarımı içerisinde eriyip gidiyor. Mesaj verme kaygısı oyunun sanatsal değerinin önüne geçiyor ne yazık ki. Akıllıca taşlamalarını oyunu belli peryotlarına yerleştiren Şensoy kendisinden uzak bir oyuncu karakteri yansıtmıyor sahnede. Şiir ve masal gibi oyunlar.İyi seyirler(!)
Ayhan HÜLAGÜ – Tiyatro Eleştirmeni – Edebiyat Konağı 2009
oyun künyesi:
yazan / Yöneten: Ferhan Şensoy
Ferhan Şensoy, Erkan Üçüncü, Ali Çatalbaş, Orhan Ertürk, Özkan Aksu, Elif Durdu , Ebru Soyuerden

Maskeliler – İstanbul Şehir Tiyatroları

23 December 2009 Yazan Yönetici  
Kategori Ayhan Hülagü, Tiyatro

http://3.bp.blogspot.com/_0meOgcaIsRo/SYFuJikNYKI/AAAAAAAAC0o/BdJWgz9OIv8/s400/maskeliler_1.jpg İstanbul Şehir tiyatroları israil’li yazar Ilan Hatsor’ın ilk oyununu geçen sezondan beri sahneye taşıyor.Oyun,Filistin’li üç kardeşin arasında geçmektedir. Kardeşlerden “Hain” Davut(Mehmet Gürhan) , ”Renksiz” Halit(Serdar Orçin) , “Komiteci” Naim(Levent Üzümcü), bir kasap dükkanının soğuk bir odasında bir araya gelir. Naim ,İsrail ile işbirliği yaptığından kuşkulandığı Davut ile son bir görüşme yapacaktır. “Hain” olmadığını Davut’un ağzından duymak istemektedir. Böylelikle Davut’u sorgulamaya/cezalandırmaya gelecek olan komiteci arkadaşlarına, Davut’u gönlü rahat bir şekilde teslim edecektir. Olay, geçmişte yaşananların hatırlanması ile aydınlanan gerçeklerin çevresinde yaşanan gerilimli anlar ve dialoglarla anlatılır. Oyunda, Filistinli kardeşlerin, savaşın onları ne hâle getirdiklerine atıf yapılırken, beri yandan da Filistinlilerin ne denli İsraillilere muhtaç olduğu anlatılıyor. Ailenin en küçüğü Naim’in büyük abisini bıçaklayarak öldürmesiyle son buluyor.

Oyunun baş karakterlerinden Mehmet Gürhan oyunculuğuyla oyunu sürüklemeye çalışırken, dizilerden ve sinema filmlerinden tanıdığımız Levent Sümerci de aynı gayretle Gürhan’a yardımcı oluyor. Oyuncuların ani reflekslerle replik atmaları, bedensel anlamda keskin tavırları seyirciyi rahatsız ettiği dikkatime çarptı. Filistin’de yaşanan dramın sahnede hayat bulan tarafının da seyirciye yansıtıldığını söylenemez. Gözler normal üstü bir performans sergileyen oyunculardan çok metne çevrilmeli. ” Maskeliler, Filistin cephesine tarafsız ve insancıl bir bakış. Üç Filistinli erkek kardeş arasında geçen trajik bir olayı sergilerken, savaşın, kardeşlik bağlarını koparan, insanları nefretle ve şiddet kullanarak birbirlerinden uzaklaştıran evrensel yapısını yürek yakan bir öyküyle sahneye taşıyor.” Şeklinde not düşülmüş kitabın arksına. İsrailli yazarın eseri kaleme alırken evrensel bir üslup yakaladığını söylemek neredeyse imkansız. Filistin de yaşanan dram aktarılırken(!) alt metinde İsrail’in büyüklüğü önemle vurgulanıyor. Türkiye’nin en büyük şehir tiyatrolarından birinde bu oyunun oynanıyor oluşu(Yönetmen Taner Barlas tarafından alt metnine karışılmadan), Filistin gerçeğini bilmeyen halkımızı yanlış yönlendirmektir. Bu oyunun şişli belediyesi tarafından yılın en iyi projesi, en iyi oyuncusu(Mehmet Gürhan) ödüllerini almış oluşu Türkiye de verilen ödüllerin değerini sorgulatıyor.

Maskeliler’in dekor tasarımını Duygu Sağıroğlu, kostüm tasarımı ise Zuhal Soy imzası taşıyor. Gerçekçi tabanda ele alınan bir oyun da gayet başarılı bir dekor ve ışık çalışması yapılmış. Dekor ve kostümlerle uyumlu kostümler sahnede şık duruyor.

Oyundan sonra her selamlamadan sonra kapanan perdenin yarıda açılıp selamlamanın yeniden yapılması seyirciyi gülümsetiyor. Tıpkı şu an gülümsediğim gibi…

Yüzünüzdeki gülümseme eksik olmasın…

oyunun künyesi:
Yazan: Ilan Hatsor
Çeviren: Nebil Tarhan
Yöneten: Taner Barlas
Dekor Tasarım: Duygu Sağıroğlu
Kostüm Tasarım: Zuhal Soy
Işık Tasarım: Murat İşçi
Efekt Tasarım: Erhan Aşar
Dramaturg: Dilek Tekintaş

Eti Çocuk Tiyatrosu’ndan ‘Pinokyo’

20 December 2009 Yazan Yönetici  
Kategori Ayhan Hülagü, Tiyatro

 ETİ’nin kurumsal sosyal sorumluluk kapsamında çocukları tiyatroyla buluşturarak hayal dünyalarını genişletmek ve kültürel gelişimlerine katkıda bulunmak amacıyla hayata geçirdiği “ETİ Çocuk Tiyatrosu” 9. sezonunu Pinokyo adlı oyunla İstanbul da küçük seyircisiyle buluştu. Eğitici olduğu kadar eğlendirici olan yeni sezon oyunu; kukla ustası Gepetto’nun yaptığı Pinokyo’nun gerçek bir çocuk olma hayaline ulaşmasının hikâyesini anlatıyor. Her yalan söyleyişinde burnu uzayan; Mavi Peri tarafından ancak yalan söylemeyi ve bencilce davranmayı bıraktığında gerçek bir çocuğa dönüştürülecek olan Pinokyo’nun öyküsü, çocuklara önemli öğretilerde de bulunuyor. Oyun boyunca, Sirk Sahibi Stromboli, Kurnaz Tilki, Sakar Kedi gibi renkli karakterlerin de katılımıyla ilginç olayların geliştiği Pinokyo’nun “insan olma” yolundaki yolculuğunu çocuklar heyecanla ve ilgiyle izliyor. Carlo Collodi’nin ele aldığı oyunu Eylem Canpolat-Mine Özgen Türkçeye uyarladı. Konservatuar çıkışlı olmayan ancak altı yaşından beri tiyatronun içinde bulunan alaylı Ünsal Sicilli oyunun yönetmenliğini üstlenmiş. Ayrıntılı bir dramaturji çalışmasıyla sahneye taşınan oyunda Sakar Kedi ve Kurnaz Tilki tiplemelerini canlandıran oyuncuların başarılı oyuculukları göze çarpıyor. Pinokyonun babasını canlandıran Gepetto’nun görüntü ve tip anlamında role uygun olmasına rağmen ses ve beden formu acısından rol devamlılığı sağlayamaması dikkatten kaçmıyor. Unisex bir karekter olan pinokyo tiplemesinin bayan bir oyuncu tarafından canlandırılması insanın aklında erkek bir oyuncu olsaydı daha uygun olmaz mıydı sorusunu uyandıryor. Oyunun yönetmeni Sicilli’nin cinsiyet vurgusu olmayan bir karakteri bir bayanın canlandırması daha uygundur fikri, doğru bir bayan oyuncu tercihi ile desteklenebilirdi. Kukla karakterini canlandıran ve oyuna ismini veren başrol oyuncusu Pinokyo tiplemesini canlandıran oyuncudaki beden hareketlerinin keskinliği, cinsiyetsiz bir ses tonu gözlenmiyor. Koreografiler küçük izleyiciler tarafından olumlu dönütler alıyor ve oyunun müzikleri enerjiyi sürekli yukarıda tutuyor. Ancak oyun başlamadan ve perde açılmadan önceki müziklerin Yabancı seslendirmeler yerine Türkçe olmasına önem gösterilmeli diye düşüyorum. Pinokyo’nun burnunun uzaktan kumanda ile oyun içerisinde uzatılıp kısaltılması oyuna muhteşem bir görsellik zevki veriyor. Dekor ve kostüm anlamında da sezonun başarılı bir çocuk oyunu olan Pinokyo oyunun küçük izleyicileri salona alınırken yaş kategorisi mutlaka göz önünde bulundurulmalı. Okul öncesi ve ilköğretim birinci sınıf öğrencilerine uygun olmayan oyun bu sene türkiye’nin bir çok ilinde gençlere tiyatroyu sevdirecek.
Emeğinize sağlık Çisenti Sanat oyuncuları

oyunun künyesi
PİNOKYO
Yazan: Carlo Collodi
Uyarlayan: Eylem Canpolat-Mine Özgen
Yöneten: Ünsal Sicilli
Müzik: Caner Anar
Şarkı Sözleri: Sema Ergenekon
Koreografi: İpek Değer
Dekor: Yunus Emre Subaşı
Kostüm: Viktorya Politi
Pinokyo Kostüm: Dükkan-ül Hayal
Pedagojik Danışman: Şeli Cohen
Teknik Sorumlu: Cemal Sezer
Oyuncular: Mustafa Ergin, Gökhan Niğdeli, Mine Özgen, Zeynep Uçucu, Koray Yalçın

 

Ayhan HÜLAGÜ – Tiyatro Eleştirmeni – Edebiyat Konağı Dergisi

‘Bir delinin hatıra defteri’

20 December 2009 Yazan Yönetici  
Kategori Ayhan Hülagü, Tiyatro

Ankara Devlet Tiyatrosu – “Ayaklarımın altında mavi bir sis şeridi yayıldı…Havada gerilen bir telin vınlamasını duyuyorum.Bir yanımda deniz,öbür yanımda İtalya.İşte Rus köylerinin karanlık evleri belirdi.oracıkta bir karaltı halinde gördüğüm küçük ev benim evim mi yoksa?..Pencerenin önünde oturan kadın anam olmasın?..Anacığım,kurtar zavallı oğlunu!” diyor 4.dereceden memur olan Aksentin İvanoviç Poprişçin. Dünya klasiklerinde adı sıkça zikredilen ünlü Ukraynalı yazar Gogol diğer klasik yazar arkdaşları A.Cehow, J.London, Dostoyevski gibi Merkez Rusya olmak üzere dünyadaki tabaka çatışmalarına yer veriyor Bir delinin hatıra defteri eserinde. Rus toplumunun genel yapısını ve bireylerini büyük bir dikkatle tahlil eden Gogol’un zihninden yansıyanları eserinde görmek hiçte zor değil.
Alt tabakanın Aksentin İvanoviç Poprişçin’i sıradanlığı karşısında sürekli aşağılanır, alaya alınır. Bir gün Poprişçin çok yüksek tabakadan bir kızın kendisini sevdiğini sanır, hayal dünyasında ki mutluluğu kızın daha soylu bir beyzadeyle evlenmek üzere olmasını öğrenmesi ile yıkılır. Bundan sonra ki hayalleri onunda tıpkı o soylu gibi bir asilzade hatta belki de bir kral olmaktır. Ve yine günün birinde Aksentin İvaneviç Poprişçin kendini İspanya Kralı olmuş bir vaziyette akli dengesi bozuk bir şekilde bulur. Ağzından dökülen söz değişmez :“Anne, kurtar beni”
Ankara Devlet Tiyatrosu geçen yıl promiyeri yaptığı oyun sanatseverler arasında en çok konuşulan oyunlardan biri oldu. Klasik tiyatro yapısının aksine seyirciyle birebir etkileşim sağlayan oyunda Erdal Beşikçioğlu zihinleri donduran bir performans sergiliyor. Dramaturji çalışmalarının eksiksiz yapıldığı ve diri bir oyunculuk performansıyla sahneye taşınan oyunun sonunda izleyiciler kısa bir süre şizofren edasıyla oyun üzerine anlamsız cümleler kurabiliyor. Asrın sorunu olan iletişimsizlik, insanların teknoloji karşısında bir delinin hassasiyetinden uzak makineleşme korkusu dekor ve ışık oyunlarıyla seyircinin bilinçaltında fark ettirmeden canlandırılıyor. Sahnenin tek ve etkileyici dekoru vinç bu korkuları sahnede somutlaştırıyor. Vincin üzerinde kullanılan ışıkların bir parmaklık gibi vinç üzerinde oynayan oyuncuyu çembere alması, oyun kişisinin çaresizliğini ve hapsoluşunu simgelemesi seyirci üzerinde etkili bir psikolojik baskı yaratıyor. Yönetmen Cem Emüler’in oyuncunun yüzünün bazı sahnelerde silik bir şekilde görünmesini istemesi ve loş ışık tasarımı ısrarı oyun sonunda kendini haklı gösteriyor. Vinçin tarih ve gün geçişlerindeki hareketi oyun içerisinde boşluk olmasını engelliyor, vincin kalktığı yüksekliklerin hayali bir mekan olarak sembolize edilmesi Beşikçioğlu’nun oyunculuğuna yardımcı oluyor. Kendisine söz ettirmeyecek bir oyunculuk sergileyen Beşikçioğlu “3.Baykal Saran En iyi erkek oyuncu” ödülünü hak ettiğini performansıyla gösteriyor. Vinçin üzerine tırmanan, seyircilerin arasına giren, stüdyo sahnenin tavanına tutunarak replikleri akıtan oyuncu seyircinin nefesini adeta avuçlarının içinde tutuyor. Beşikçioğlu performansının yanında vücudunu esnek bir şekilde kullanışı ile de seyirciden tam not alıyor.
Tiyatro eleştirilerimi yaparken olumludan çok olumsuzu gören bir izleyici olmama rağmen sezonun en iyi performanslarından birini sergileyen sayın Beşikçioğlu’nun performansındaki eksikleri saymak devede kulak kalır.
İzlenmesi gereken bir oyun….

Oyunun künyesi:
Ankara devlet tiyatrosu
Yazan: Nikolay Vasiliyeviç Gogol
Uyarlayan: Sylvie Luneau, Roger Coggio
Çeviren: Coşkun Tunçtan
Proje Tasarımı,Yöneten: Cem Emüler
Dekor Tasarım: Sertel Çetiner
Giysi Tasarım: Sertel Çetiner
Işık Tasarım: Seyhun Ayaş, Zeynel Işık
Müzik, Ses, Efekt tasarım: Tayfun Gültutan
Yönetmen Yardımcısı: Erdal Beşikçioğlu

Sahne Amiri: Yunus Daştan
Kondüvit: Yunus Daştan
Işık Kumanda: Kemal Koyuncu
Dekor Sorumlusu: Zekeriya Taşgın
Aksesuar Sorumlusu: Velican Özcan

oynayan:
Erdal Beşikçioğlu

Ayhan HÜLAGÜ – Tiyatro Eleştirmeni – Edebiyat Konağı

Tiyato Kare-’Bu da Benim Ailem’

20 December 2009 Yazan Yönetici  
Kategori Ayhan Hülagü, Tiyatro

Nedim Saban’ın Sandberg/Firner’den uyarlayıp, sahneye koyduğu, Hale Kuntay’ın Türkçeleştirdiği, Metin Serezli, Suna Keskin, Oya İnci, Sinemis Candemir, Hülya Karakaş, Soydan Soydaş’ın oynadıkları “Bu da Benim ailem” adlı komedi oyunuyla yeni sezona merhaba dedi.
Metin Serezli, Suna Keskin ve Oya İnci gibi televizyon ve tiyatro dünyasının yakından tandığı tecrübeli oyuncuların yer aldığı oyunda; otuzüç yıllık evliliğinde son görevinin oğullarını evlendirmek olduğunu sanan bir çiftin hayatlarına süpriz biçimde sızan bir başka kadınla birlikte evliliklerini tekrar soluklanmasını anlatılıyor. Oyunda Suna Keskin, titiz ve kuralcı bir ev kadınını, Metin Serezli bezgin bir evli erkeği, Oya İnci ise fettan ve baştan çıkarıcı bir kadını oynuyor. Bu tecrübeli oyunculara Tiyatro Kare’nin kurucusu Nedim Saban yönetmenlik yapıyor.
Yeni oyununun promiyerini 2010 Şubat ayında yapmayı planlayan tiyatro kare salon anlamında yaşadığı tüm sıkıntılara rağmen ‘Bu da Benim Ailem’ adlı oyunuyla tiyatro severlerle buluştu. Metin Uca, Derya Baykal, Hakan Yavuz gibi birçok tanıdık yüzün katıldığı gecede Nedim Saban kapıda biz misafirlerinin elini teker teker sıkarak içeri aldı. Elimize dokunan sıcaklık oyun başladıktan sonra yavaş yavaş bütün salona yayıldı. Herkesin yüzünde karı koca rollerini paylaşan Metin Serezli(Selim) ve Suna Keskin(Süeda) gibi büyük tiyatro emekçilerini izlemenin haklı keyfiyeti. Rutine binmiş bir ilişkinin şikayetleriyle başlayan oyunda ilişkideki çatışma arttıkça salondaki sıcaklık kahkalarla beraber artıyor. Evin içinde sigarasını dahi rahat bir şekilde içemeyen Selim Süeda’ya tepkisini koyar. Bir arayışa başlayan Selim komşularının yardımıyla tanıştıkları dünür adaylarna sarkar ve ailedeki kopuş başlar. Türk ve dünya tiyatrosunda sıkça işlenen aile içi uyumsuzluk konulu oyunda gözler oyunculara çevriliyor. Çünkü metin yeterli bir seviyede değil. Serezli ve Keskin çifti oyun boyunca illerleyen yaşlarına rağmen yüksek bri enerjiyle oynuyorlar.İsrailli yazar Eli Saghi’nin yazdığı, Hale Kuntay’ın çevirdiği Antalya devlet tiyatrosunda oynanan benzer konulu ve kurgulu ‘Benim Doktor oğlum’ oyununda devlet tiyatrosu oyuncusu Erdoğan Aydemir’in enerjisi ve performansı oyunun seviyesi için uygun değildi. Serezli Aydemir’e göre yaşça büyük olmasına rağmen daha yüksek bir performans sergiliyor. Basında aile komedisi olarak tanıtılan oyun mütevazi konusu ve duayene oyuncularıyla bir aile komedisi etiketini hakediyor. Kahkahaların az yükseldiği oyunda yüzlerdeki gülümseme her daim kendini gösteriyor. Serezli ve Keskin çiftinin yanında eski devlet tiyatrosu oyuncusu Oya İnci (Aydan) oluşturduğu başarılı karakterle göze çarpyor. Aileye gelin gidecek kızın annesini canlandıran İnci yürüyüş tarzı, konuşma üslubu ile oyunculuğunu konuşturuyor.
Ailenin Doktor olan oğlunu canlandıran Yunus Günçe ve onun sevgisini oynayan Sinemis Candemir usta oyuncuların yanında büyük bir sahne deneyimi yaşadılar. Performanslarıyla duayenlerin gölgesinde kalan oyuncular silik bir performans sergiledi.

Oyunu toplumumuza başarılı bir şekilde uyarlayan Nedim Saban daha önce en iyi tiyatro yönetmeni ödülü alan Serezli ile eski Akedemi Tiyatrosu yönetmeni ve oyuncusu Keskin ile çalışarak oyunu garantiye almış.

Ve aile sıcaklığında izlenebilecek bir komedi oyununu sahneye taşımış…

Büyük beklentilerden uzak ve gülümseyerek izleyeceğiniz bir aile komedisi…
iyi seyirler….

oyunun künyesi

YAZANLAR : SANDBERG&FIRNER
ÇEVİREN : HALE KUNTAY
UYARLAYAN ve YÖNETEN: NEDİM SABAN YARDIMCI
DEKOR: Zuhal SOY
BAYAN KOSTÜM: Esin ARICAN ERKEK KOSTÜM: Levon KORDONCİYAN TÜRÜ: KOMEDİ OYNAYANLAR
METİN SEREZLİ (Selim)
SUNA KESKİN (Süeda)
OYA İNCİ (Aydan)
SİNEMİS CANDEMİR (Aybike)
YUNUS GÜNÇE (Tuğrul)
HÜLYA KARAKAŞ (Hamiyet)

Ayhan HÜLAGÜ – Tiyatro Eleştirmeni – Edebiyat Konağı