KALBİM VE BEN – ELİF AKDENİZ
16 September 2009 Yazan Yönetici
Kategori Elif AKDENİZ
ÇEVİRİ ŞİİR
My Heart and I by Elizabeth Barrett Browning
I.
ENOUGH ! we’re tired, my heart and I.
We sit beside the headstone thus,
And wish that name were carved for us.
The moss reprints more tenderly
The hard types of the mason’s knife,
As heaven’s sweet life renews earth’s life
With which we’re tired, my heart and I.
II.
You see we’re tired, my heart and I.
We dealt with books, we trusted men,
And in our own blood drenched the pen,
As if such colours could not fly.
We walked too straight for fortune’s end,
We loved too true to keep a friend ;
At last we’re tired, my heart and I.
III.
How tired we feel, my heart and I !
We seem of no use in the world ;
Our fancies hang grey and uncurled
About men’s eyes indifferently ;
Our voice which thrilled you so, will let
You sleep; our tears are only wet :
What do we here, my heart and I ?
IV.
So tired, so tired, my heart and I !
It was not thus in that old time
When Ralph sat with me ‘neath the lime
To watch the sunset from the sky.
`Dear love, you’re looking tired,’ he said;
I, smiling at him, shook my head :
‘Tis now we’re tired, my heart and I.
V.
So tired, so tired, my heart and I !
Though now none takes me on his arm
To fold me close and kiss me warm
Till each quick breath end in a sigh
Of happy languor. Now, alone,
We lean upon this graveyard stone,
Uncheered, unkissed, my heart and I.
VI.
Tired out we are, my heart and I.
Suppose the world brought diadems
To tempt us, crusted with loose gems
Of powers and pleasures ? Let it try.
We scarcely care to look at even
A pretty child, or God’s blue heaven,
We feel so tired, my heart and I.
VII.
Yet who complains ? My heart and I ?
In this abundant earth no doubt
Is little room for things worn out :
Disdain them, break them, throw them by
And if before the days grew rough
We once were loved, used, — well enough,
I think, we’ve fared, my heart and I.
KALBİM VE BEN
1.
Yeter artık! Yorgunuz. Kalbim ve ben.
Öylece mezar taşının yanıbaşında oturuyoruz.
İkimizinde isminin kazınmış olmasını istiyoruz.
Mezar taşındaki isim,
Otların kesilmesiyle daha iyi beliriyor.
O hoş cennet hayatı ise canlandırıyor bu dünyayı.
O dünya ki, artık yorgunuz. Kalbim ve ben.
2.
Yorgunuz işte. Kalbim ve ben.
Kitaplarla ilgilendik, onlardan öğrendik erkeklere güvenmeyi.
Fakat, bir gün kalem kanımızla bulandı.
O renkler uçup gitti mi dersiniz? Gitmedi.
Kadere inat yürüyebileceğimiz kadar yürüdük.
Körü körüne sevdik.
Fakat, yorulduk en sonunda. Kalbim ve ben.
3.
Nasıl bu kadar yorgunuz? Kalbim ve ben.
Bu dünyada yerimiz yok gibi.
Toz pembe hayallerimiz yarım kaldı.
Seni çok heyecanlandıran sesimiz
Şimdi senin uyumana razı oluyor.
Sen uyu! Bizim gözyaşlarımız hiç dinmeyecek.
Burada olmamalıydık! Kalbim ve ben.
4.
Öyle yorgun, öyle yorgunuz ki! Kalbim ve ben.
Artık her şey mazide kaldı.
Ihlamur ağacının altında Ralp ile oturduğumuzda,
Beraber güneşin batışına baktığımızda,
Sevgilim yorgun görünüyorsun dediğinde,
Gülümseyerek, başımı salladım.
Biliyor musun? Asıl şimdi yorgunuz. Kalbim ve ben.
5.
Öyle yorgun, öyle yorgunuz ki! Kalbim ve ben.
Kimse beni onun kollarından alamazdı.
Bana sarılması, beni öpmesi
Göz açıp kapayıncaya kadar geçti.
Şimdi yalnızlık çöktü üzerimize.
Mezar taşına yaslanıyoruz.
Mutlu olamadık, sevilemedik. Kalbim ve ben.
6.
Biziz yorgun olan. Kalbim ve ben.
Hükümdarlık, yani güç bende olsa ne çıkar?
Ya da mücevherler alıp hazzımı yükseltsem ne çıkar?
İsteyeceğim şey ya tatlı bir çocuktur
Ya da Tanrı’nın o masmavi cenneti.
Ne çıkar ki? Yorgunuz! Kalbim ve ben.
7.
Şikayet eden kim? Kalbim mi, ben mi?
Bu kadar bereketli topraklarda
Bir yer vardır elbet yorgun olanlar için.
Sakın küçümsemeyin onları! Kırmayın!
Günler su gibi akıp geçmeseydi,
Onlarda sevilirlerdi. Sevilirdik elbet.
Neyse, kısa bir yolculuk yaptık. Kalbim ve ben.
Hepsi bu…
ELİF AKDENİZ



