<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Edebiyat Konağı &#187; .Yazarlar</title>
	<atom:link href="http://www.edebiyatkonagi.net/category/yazarlar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.edebiyatkonagi.net</link>
	<description>Mevsimlik Kültür-Sanat ve Edebiyat Dergisi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 14 Jul 2010 09:55:52 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.6</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Ânsızın – Ahmet Salih Sarıkaya</title>
		<link>http://www.edebiyatkonagi.net/2010/05/02/ansizin-%e2%80%93-ahmet-salih-sarikaya/</link>
		<comments>http://www.edebiyatkonagi.net/2010/05/02/ansizin-%e2%80%93-ahmet-salih-sarikaya/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 May 2010 13:45:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yönetici</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmet Salih SARIKAYA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatkonagi.net/?p=2570</guid>
		<description><![CDATA[Neden ağlar ki bir insan
Gülmenin doruğundayken, ansızın?
Nedir adı, her ân değişen
Üzerime sinmiş bu garipliğin?
Bütün bu telâş niye
Fazlalıkları yaşarmış gibi?
Her şeyi sığdırmayı bir âna
Niçin ister ki insan?
Sorabilir miyim derdime
Hem varlığı hem de yokluğuyla neden hüzünlendirir?
Nasıl istemez ki bir insan
Bütün ihtişamıyla yaşamayı, sadeliği?
Ve gidersen bir gün, nedir kalan
Varlığın mıdır, yoksa hiçliğin mi?
Doğru mu üzerindeki elbisenin
Çamurdan işleme bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Neden ağlar ki bir insan<br />
Gülmenin doruğundayken, ansızın?</p>
<p>Nedir adı, her ân değişen<br />
Üzerime sinmiş bu garipliğin?</p>
<p>Bütün bu telâş niye<br />
Fazlalıkları yaşarmış gibi?</p>
<p>Her şeyi sığdırmayı bir âna<br />
Niçin ister ki insan?</p>
<p>Sorabilir miyim derdime<br />
Hem varlığı hem de yokluğuyla neden hüzünlendirir?</p>
<p>Nasıl istemez ki bir insan<br />
Bütün ihtişamıyla yaşamayı, sadeliği?</p>
<p>Ve gidersen bir gün, nedir kalan<br />
Varlığın mıdır, yoksa hiçliğin mi?</p>
<p>Doğru mu üzerindeki elbisenin<br />
Çamurdan işleme bir kumaştan olduğu?</p>
<p style="text-align: center;"><img src="http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc3/hs367.snc3/23645_379696394170_639124170_3556141_5391208_n.jpg" alt="http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc3/hs367.snc3/23645_379696394170_639124170_3556141_5391208_n.jpg" width="493" height="594" /></p>
<p style="text-align: right;">Sızıntı 375. Sayı &#8211; Nisan 2010</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatkonagi.net/2010/05/02/ansizin-%e2%80%93-ahmet-salih-sarikaya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yine de &#8211; Danyal NACARLI</title>
		<link>http://www.edebiyatkonagi.net/2010/04/20/yine-de-danyal-nacarli/</link>
		<comments>http://www.edebiyatkonagi.net/2010/04/20/yine-de-danyal-nacarli/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Apr 2010 07:43:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yönetici</dc:creator>
				<category><![CDATA[Danyal Nacarlı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatkonagi.net/?p=2552</guid>
		<description><![CDATA[Mutluluğun hantal kanadı dokunursa sana şöyle hafiften,
inanırsın  hemen ve belki söylediğiniz yalanlara yürekten.
Ama dönerse  umutların eli kuru aynalardan,
olursun birden çekerler gibi suyu  balıkla yosundan.
Solarsa solsun,
gönlün değil ki bir kınalı  kaşık.
Danyal NACARLI &#8211; Edebiyat Konağı Nisan 2010
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mutluluğun hantal kanadı dokunursa sana şöyle hafiften,<br />
inanırsın  hemen ve belki söylediğiniz yalanlara yürekten.</p>
<p>Ama dönerse  umutların eli kuru aynalardan,<br />
olursun birden çekerler gibi suyu  balıkla yosundan.</p>
<p>Solarsa solsun,<br />
gönlün değil ki bir kınalı  kaşık.</p>
<p style="text-align: right;"><strong>Danyal NACARLI &#8211; Edebiyat Konağı Nisan 2010</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatkonagi.net/2010/04/20/yine-de-danyal-nacarli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ben Kendimi Kandırdım &#8211; Veli Deniz</title>
		<link>http://www.edebiyatkonagi.net/2010/03/18/ben-kendimi-kandirdim-veli-deniz/</link>
		<comments>http://www.edebiyatkonagi.net/2010/03/18/ben-kendimi-kandirdim-veli-deniz/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Mar 2010 15:56:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yönetici</dc:creator>
				<category><![CDATA[Veli DENİZ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatkonagi.net/?p=2285</guid>
		<description><![CDATA[Ben kendimi kandırdım..
O umuttu, özgürlüktü benim için
Huzur,  sıcaklık, şefkat..
Çocukluğumdan beri ulaşmak istediğim.
Zıplardım  olanca gücümle süpermen edasıyla
Daldırırdım elimi tam kalbine
Kaçıp  gitse de parmaklarımın arasından
Benimdi..
Görürdüm hep onu bazen  karbeyaz bazen de gökmavi..
İhmale gelmezdi
Kıskanırdı her  şeyden
Başta topraktan, içindeki havadan, sudan..
Karartırdı  gözlerini boşaltırdı gönlünden kopan ne varsa.
Her şekle  sokardım onu içimden geçtiği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">Ben kendimi kandırdım..<br />
O umuttu, özgürlüktü benim için<br />
Huzur,  sıcaklık, şefkat..<br />
Çocukluğumdan beri ulaşmak istediğim.</p>
<p>Zıplardım  olanca gücümle süpermen edasıyla<br />
Daldırırdım elimi tam kalbine<br />
Kaçıp  gitse de parmaklarımın arasından<br />
Benimdi..<br />
Görürdüm hep onu bazen  karbeyaz bazen de gökmavi..</p>
<p>İhmale gelmezdi<br />
Kıskanırdı her  şeyden<br />
Başta topraktan, içindeki havadan, sudan..<br />
Karartırdı  gözlerini boşaltırdı gönlünden kopan ne varsa.</p>
<p>Her şekle  sokardım onu içimden geçtiği gibi<br />
Ben mahmur yaramaz çocuk<br />
O ise  mağrur ağırbaşlı sevgili..<br />
Aklımın alamadığı, hayalimdeki her yere<br />
Kanatsız  uçururdu beni<br />
Kuyruksuz uçurtma misali..</p>
<p>Bana ekstra büyüktü  ama hafifti de<br />
Ezemezdi beni ne kadar aciz, zavallı biriysem de..</p>
<p>Ben  kendimi kandırdım..<br />
Buluttan bir sevda yaptım!<br />
Buluttan..<br />
En  kalite malzemeleri aldım tavan arasından<br />
Edası, nazı tabi cabası..</p>
<p>Raflardaki  kitap tozundan<br />
Saçı sakalı aklaşmış entelektüel gibi,<br />
Tebeşir  tozundan ibaret tat duyusuyla<br />
Hayatın tadını anlatan öğretmen gibi,<br />
Nasırlanmış  yazar parmaklarıyla da<br />
Aktarabildim anca içimdekileri..</p>
<p>Üst  düzey mimar keyfiyle koyuldum işe sonra<br />
Bölüm birincisi mühendis  cebiriyle baş edebildim<br />
İçinden çıkılmaz onca hesaplarla..<br />
Yedi  katlı yığma bina dikmiş gibi<br />
Duvarcı ustalığıyla da kotardım görevi..</p>
<p>Sonunda  yaptım kendime o buluttan sevdayı..<br />
Benimdi artık her şeyiyle<br />
Ama..<br />
Ama, o  ne kadar dirense, istemese de<br />
Saklamalıydım herkesten gizlice<br />
Paylaşmak  istemedim onu kimseyle<br />
Kimilerine gelse de bu ne zalimce<br />
Emekti,  içimdeki en masum kıskançlıktı sebebi bence..</p>
<p>Seçtim kalbimin en  derinlerinden<br />
Bana göre en güzel, ihtişamlı çekmeceyi<br />
Diğerleriyle  aynı olsa da boyutu, hatta rengi<br />
Çekiciliği üzerindeki yıpranmış  zarafeti<br />
Az da olsa kırmızısındaki asaleti..</p>
<p>Uçsuz bucaksız  bi&#8217; çölde vaha ararcasına<br />
Gezindim pervasızca, haylazca<br />
Sonunda  yerleştirdim onu çekmecemin tam ortasına<br />
Nükleer bomba başlığı  takarmışcasına..</p>
<p>Kapattım kapısını<br />
Taktım az hoyratca emektar  asma kilidimi de<br />
Kırdım titrek ellerimle bu kez anahtarı deliğinde<br />
Saldım  kalan parçasını da göz yaşlarımın seline<br />
Tekrarı olmasın bu sahnenin<br />
Bi&#8217;  kez daha dayanamam diye..</p>
<p>Olmadı, yapamadım..<br />
Ben kendimi  bir kez daha kandırdım..</p>
<p>Günler, aylar yine dört mevsim kış  peşinde<br />
Geceler hep geceleri kovaladı sanki<br />
Her şafak yeni bi&#8217;  dolunayın<br />
Her güneş soğuğun, karanlığın müjdecisi..</p>
<p>Dudaklarımda  kaldı o son zerre<br />
Damarlarıma akan bi&#8217; lav gibi<br />
Ellerimdeki koru  göğsüme basarcasına<br />
Her kalp atışında yineleyen sancısını,<br />
Taa  iliklerimde hissedene kadar..</p>
<p>Kaç kere demiştim bu son diye!<br />
Bu  un ufak, paramparça bedenine<br />
Yaptığın onca eziyet yetmez miydi diye!<br />
Sil,  at artık asi uslanmaz hücrelerinden<br />
O, ebedi sandığın yapmacık  uykusundayken..</p>
<p>Ama olmadı işte yapamadım..<br />
Ve&#8217;lakin anladım<br />
Ben  kendimi bi&#8217; çok kez kandırdım..</p>
<p style="text-align: right;">
<p><strong>VELİ DENİZ &#8211; Edebiyat Konağı 2010</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatkonagi.net/2010/03/18/ben-kendimi-kandirdim-veli-deniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sığda duruyorum &#8211; Danyal Nacarlı</title>
		<link>http://www.edebiyatkonagi.net/2010/02/21/sigda-duruyorum-danyal-nacarli/</link>
		<comments>http://www.edebiyatkonagi.net/2010/02/21/sigda-duruyorum-danyal-nacarli/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Feb 2010 17:11:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yönetici</dc:creator>
				<category><![CDATA[Danyal Nacarlı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatkonagi.net/?p=2252</guid>
		<description><![CDATA[Bekliyorum korkuyla, umutla.
Saçlarım rüzgârda, ayaklarım suda,
bekliyorum akılla yürek, hayalle fikir arasında.
Dalgalar vuruyor anlıma, soğuk ve serin-
merakla doluyor çocuksu gözlerime hasret.
Yükseliyor ezelimle ebedim,
ve doğuyor ıslak tuzundan analarım.
Dalgalar vuruyor karaya
Bakıyorum uzak&#8230;- buradan başkalara.
Kaçıyorum ekmekle ocaktan,
yatakla yuvadan, umutları topal yurdumdan,
arıyorum duvarsız direksiz özgürlüğünü
benim de sığacağım bir denizlerin.
Danyal Nacarlı &#8211; EdebiyatKonağı.net Şubat 2010
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">Bekliyorum korkuyla, umutla.</p>
<p>Saçlarım rüzgârda, ayaklarım suda,<br />
bekliyorum akılla yürek, hayalle fikir arasında.</p>
<p>Dalgalar vuruyor anlıma, soğuk ve serin-<br />
merakla doluyor çocuksu gözlerime hasret.</p>
<p>Yükseliyor ezelimle ebedim,<br />
ve doğuyor ıslak tuzundan analarım.</p>
<p>Dalgalar vuruyor karaya<br />
Bakıyorum uzak&#8230;- buradan başkalara.<br />
Kaçıyorum ekmekle ocaktan,<br />
yatakla yuvadan, umutları topal yurdumdan,</p>
<p>arıyorum duvarsız direksiz özgürlüğünü<br />
benim de sığacağım bir denizlerin.</p>
<p style="text-align: right;"><strong>Danyal Nacarlı &#8211; EdebiyatKonağı.net Şubat 2010</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatkonagi.net/2010/02/21/sigda-duruyorum-danyal-nacarli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BİMAR-I AŞK &#8211; Fatih Duman</title>
		<link>http://www.edebiyatkonagi.net/2010/02/15/fatihduman/</link>
		<comments>http://www.edebiyatkonagi.net/2010/02/15/fatihduman/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Feb 2010 20:28:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yönetici</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konuk Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatkonagi.net/?p=2247</guid>
		<description><![CDATA[
Âşık-ı aşka hicran zevk ü nümayiştir
Dudağında tebessüm ince bir naliştir
Aksi kırılmıştır aynasının surette
Gözlerine yarin nazlı resmi sinmiştir
Gündüzler karanlıkta geceye nisbette
Hayaller dahi uykuda kanli bir diştir
Nasıl bir dert ki bu nasibi yok şevkatte
Gün zati mecruh, geceye de kastetmiştir
Bu derdi anlatamam, ismi yok ki lügatte
Öyle bir maraz ki bu canıma göz dikmiştir
Kızıl gözyaşımı yağmura yüklemiştir
Yar, bir sen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://t0.gstatic.com/images?q=tbn:EcaMqsM2WZkGwM:http://profile.ak.fbcdn.net/object3/1069/116/q58298152180_5421.jpg" alt="http://t0.gstatic.com/images?q=tbn:EcaMqsM2WZkGwM:http://profile.ak.fbcdn.net/object3/1069/116/q58298152180_5421.jpg" /></p>
<p>Âşık-ı aşka hicran zevk ü nümayiştir<br />
Dudağında tebessüm ince bir naliştir</p>
<p>Aksi kırılmıştır aynasının surette<br />
Gözlerine yarin nazlı resmi sinmiştir</p>
<p>Gündüzler karanlıkta geceye nisbette<br />
Hayaller dahi uykuda kanli bir diştir</p>
<p>Nasıl bir dert ki bu nasibi yok şevkatte<br />
Gün zati mecruh, geceye de kastetmiştir</p>
<p>Bu derdi anlatamam, ismi yok ki lügatte<br />
Öyle bir maraz ki bu canıma göz dikmiştir</p>
<p>Kızıl gözyaşımı yağmura yüklemiştir<br />
Yar, bir sen gözünü gözlerime iliştir</p>
<p style="text-align: right;">Fatih Duman &#8211; Edebiyat Konağı Şubat 2010</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatkonagi.net/2010/02/15/fatihduman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tatlı bir hikaye</title>
		<link>http://www.edebiyatkonagi.net/2010/01/29/tatli-bir-hikaye/</link>
		<comments>http://www.edebiyatkonagi.net/2010/01/29/tatli-bir-hikaye/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Jan 2010 13:35:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yönetici</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Konuk Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatkonagi.net/?p=2208</guid>
		<description><![CDATA[   Bahçenin en unutulmuş,en yalnız köşesinde dört yapraklı bir yonca varmış.”Dört yapraklı yoncalar şans getirir.” derler ama onun hiç şansı yokmuş çünkü bahçenin en nadide yerindeki gül fidanına aşık olmuş.Her gün onu düşünüyor,her an onun hayalini kuruyormuş.Her ne kadar güneş ışıkları yoncaya uğramadan geçip gitse de,o her güne taptaze bir umutla başlıyormuş.Her gün yalnızlığının gölgesinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.turuncusohbet.com/forum/icon/hikayeler.gif" alt="" width="103" height="111" />   Bahçenin en unutulmuş,en yalnız köşesinde dört yapraklı bir yonca varmış.”Dört yapraklı yoncalar şans getirir.” derler ama onun hiç şansı yokmuş çünkü bahçenin en nadide yerindeki gül fidanına aşık olmuş.Her gün onu düşünüyor,her an onun hayalini kuruyormuş.Her ne kadar güneş ışıkları yoncaya uğramadan geçip gitse de,o her güne taptaze bir umutla başlıyormuş.Her gün yalnızlığının gölgesinde gizlenip gülü izliyormuş.</p>
<p>     Mevsim kış…Her gün gül fidanıyla konuşmaya karar veriyor ama vazgeçiyormuş.Kırılıyormuş tüm cesareti onun karşısında…Sonunda yaz mevsiminin gelmesini beklemeye karar vermiş çünkü yaz günlerinde her zamankinden daha canlı,daha yeşil oluyormuş.Aslında beklemeye karar verirken içinde birazcık bile olsa umut varmış çünkü gül fidanı kışın çiçek açmadığı zaman bahçede ondan daha güzel birçok kardelen oluyormuş ancak yoncanın gül fidanının yazın çiçek açıp daha da güzelleşeceğinden haberi yokmuş ve umutla yazın gelmesini beklemeye başlamış.Her dakikasını,her saniyesini kısaca her anını kendini daha da güzelleştirmek için harcıyormuş.Her yaprağıyla ayrı ayrı ilgileniyor hepsini yeşillerin en güzeliyle süslüyormuş.Tüm kış boyunca bıkıp usanmadan hazırlanmış hazırlanmış hazırlanmış…<br />
     Sonunda beklenen yaz gelmiş…Yonca kış boyunca gizli gizli hazırladığı güzelliğiyle aşkını söylemek için gül fidanının yanına gittiğinde gül fidanının yanaklarında çiçekler açtığını,etrafına eşi benzeri görülmemiş kokular saçtığını,kıpkırmızı çiçeğinin her bir yaprağının hafif hafif esen rüzgarla birlikte nazlı nazlı salındığını görmüş…Allah’ım bu ne güzellik,bu ne ahenk?Adeta bir mucizenin o gülün,yoncanın biricik gülünün,bedeni ile kendi ruhunu birleştirerek yeniden hayat bulmasıymış,yoncanın karşısında duran bir yudum güzellik.İşte o anda güle ne kadar geç kaldığını anlamış zavallı yonca…Dili tutulmuş o güzelliğin karşısında.O çiçeksiz,en kötü haliyle bile yoncayı kendine deliler gibi,sırılsıklam aşık eden gül şimdi güzelliğini bir mucizenin ruhuyla birleştirmiş daha da güzel haliyle yoncanın önünde duruyormuş.Yonca önce umutsuzca aşkını söyleyecek gibi olmuş ama kelimeler henüz dudaklarına ulaşamadan kalbinden akan gözyaşlarıyla birlikte boğulup gitmiş.Tek söz bile söyleyemeden sessizce arkasını dönüp gitmiş;ağır adımlarla,umutsuzluğunun gölgesine doğru…Tekrar yalnızlığının gölgesine çekilmiş yonca…<br />
     Yonca artık her gününü gülü izlemeye adamış…Gülü izledikçe onun da yaza aşık olduğunu anlamış.Onun da yaz için tüm güzelliğini toplayıp bir yudum,hatta bir yudum değil bir damla aşk umarak yazın kapısına gittiğini görmüş.Zaten onun gibi bir mucizeden başka bir şey de beklemiyormuş ama yine de yıkıldıkça yıkılmış yonca,gülün yazın kapısına doğru giderken attığı her adımda…O günden sonra gülden ayrı geçen, buram buram yalnızlık kokan her gün bir şeyler götürmeye başlamış biçare yoncadan.Her gün batan güneşle birlikte mutluluğu da batıyor onun yerine hüzün doğuyormuş yoncanın gönlüne.Biraz daha hüzün,biraz daha hüzün,biraz daha,biraz daha…Sonunda aşkının imkansızlığı yoncanın hayatını yaşanılmaz hale getirmiş.Artık dayanacak gücü kalmamış,gülünden ayrı yaşamaktansa ölümü yeğler olmuş ve intihar etmeye karar vermiş…Tüm hazırlığını tamamlamış ve esecek olan ilk rüzgarı beklemeye başlamış.Hayat kaynağı olan toprağını bırakıp kendini rüzgarın acı koynuna bırakacakmış yonca…Belki de en acı ölüm şekli olacakmış rüzgar çünkü rüzgarda da gülü hatırlatan birçok hatırası varmış…Her esen rüzgarda güle yapraklarının rüzgarla birlikte salınışını göstererek beceriksizce onu etkilemeye çalıştığını hatırlıyor acısına acı ekliyormuş,elinde olmadan.Ölürken de yine güle olan aşkının yıllarca verdiği ızdıraplarını hatırlaya hatırlaya öleceğini bilmenin de ne kadar  acı olacağını anlamış yine acı çeke çeke…Ama olsun…Zaten acısız ölüm var mıdır ki şu dünyada?Bir yandan aklında bu düşünceler olanca hızıyla dolaşırken diğer yandan da gelecek olan ilk  rüzgarı ,ölümü bekliyormuş yonca…Ölüm anı yaklaştıkça zaman giderek yavaş geçmeye başlıyormuş sanki yoncaya biraz daha acı çektirerek ona güle olan aşkının hesabını sormak istiyormuşçasına…<br />
     Ne kadar gariptir ki canlılar ömrü boyunca hep zamanın yavaş geçmesini,biraz daha Dünyada kalmayı isterken ölüm anları gelirken o bekleyiş yerine,o birazcık daha yaşama hırsı yerine bir an önce ölmeyi isterler ama o zaman da zaman geçmek bilmez.O anlarda zaman o kadar yavaş akar ki adeta durma noktasına gelir sanki o canlının ölümünü biraz daha izlemek ister.Bu yüzden zaman insanların en büyük ve yenilmez düşmanıdır ama yine de herkes yenileceğini bile bile onunla mücadele etmeye çalışır ve çaresiz çırpınışlar sergiler.Burada tek istisna intihar edenlerdir.Onlar diğer canlıların aksine zamanın ve hayatın üstünlüğünü kabul etmiş ve bu imkansız mücadeleden kendi isteğiyle çekilen kişilerdir ama hep o anlarda da zamanla anlaşmış gibi ölüm gecikir.Yoncanın durumu da aynen böyleymiş.<br />
     Yonca bu acı bekleyişin içindeyken aynı zamanda da tek tek yapraklarını koparıyor ve her yaprağına aşkını yazıyormuş satır satır…Her satırda gülünü anlatıyormuş ve sonra da gelecek sert rüzgarın habercisi olan meltemin koynuna bırakıyormuş yapraklarını “belki meltem aşkını yazdığı yaprakları güle götürür ve gül de okur da bana aşık olur ve son anda çeker beni bu dipsiz kuyudan” diye…Ömrü boyunca bir kere bile şans getirmeyen o dördüncü yaprağının varlığına ilk defa seviniyormuş yonca çünkü aşkına daha çok şiir yazabiliyormuş yonca o dördüncü yaprağı sayesinde.Kim bilir?Belki de dördüncü yaprağındaki o şansı da henüz doğmadan gül alıp götürmüştür yoncadan.Ne de olsa yoncanın kocaman aşkla dolu olan o küçücük kalbi dördüncü yaprağının en güzel yerinde gizliymiş.Şimdiyse diğer üçünü de gül için feda ediyormuş yonca…Gülsüz yapraklarının ne anlamı var ki?Ama her şeye rağmen ölmeden önce son şanstı o şanssız yapraklar yonca için…Dördüncü yaprağındaki şiirleri de bitirdikten sonra tüm olanlara rağmen teşekkür etmiş dördüncü yaprağına ve onu da bırakmış meltemin koynuna…<br />
     Zaten hep rüzgarlar alıyordu yoncadan bir şeyler alınırken…Güle ilk defa rüzgarda ağır ağır salınan yeşillerin en güzel tonunu sergileyen yapraklarını gördüğünde aşık olduğu o tuhaf gün geldi aklına…O gün rüzgar olmasaydı ve gülün saçlarını savurmasaydı belki de aşık olmayacaktı yonca,güle.<br />
     Yonca bu düşünceler içinde kıvranarak Allah’a zamanın bir an önce geçmesi ve ölümünün gelmesi için dua ederken duaları kabul olur ve sonunda beklenen rüzgar da tüm hiddetiyle gelip dayanır yoncanın kapısına onca sitemli bekleyişin hesabını en acı şekilde sormak istercesine…Artık yonca için ölüm kapının arkasında bekliyormuş.Aslında yoncayı kapının arkasında acımasızca bekleyen şey ölüm değil gülü ve ona olan aşkını unutmakmış.Yonca, gülü unutmanın ve huzura kavuşmanın hemen kapının arkasında olduğunu içine sindirince son kez derin bir nefeslik hava daha çalmış ona acıdan ve hüzünden başka hiçbir şey getirmeyen yalancı dünyadan.Derin bir solukla içine çektiği havayı ciğerlerinde hapsetmiş ve tek bir hareketle ardına kadar açmış kapısını ölüme…Kapının ardında sabırsızca bekleyen ölüm kapının açılmasıyla birlikte tüm kasvetiyle çökmüş yoncanın üzerine…Yonca son kez “Acaba gül yazdığım şiirleri okur da son anda gelir mi?” diye umutsuzca gülün evine doğru bakmış ama gördüğü tek şey gülün her zamanki gibi tüm güzelliğini yaza göstermeye çalışmasından başka bir şey değilmiş.İşte gördüğü son şeyden sonra gül içindeki son  ışığını da kaybeder ve artık hiç gücü kalmaz.Tabii ki bu güçsüzlüğünden ilk yararlanan da rüzgar olur ve tek hamlede yoncayı evinden ve aynı zamanda da bu hayattan alıp götürür…Yonca içinde gördüğü o son andaki acıyla birlikte bu dünyadan göç edip sonsuz huzur bulacağı ebediyete doğru yol alır geride kocaman,masum bir aşk bırakarak…</p>
<p style="text-align: right;">Selçuk Akgül &#8211; Edebiyat Konağı &#8211; Ocak 2010</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatkonagi.net/2010/01/29/tatli-bir-hikaye/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Darbelere hayır diyen bir ses &#8216;Sokağa Çıkma Yasağı&#8217;</title>
		<link>http://www.edebiyatkonagi.net/2010/01/29/darbelere-hayir-diyen-bir-ses-sokaga-cikma-yasagi/</link>
		<comments>http://www.edebiyatkonagi.net/2010/01/29/darbelere-hayir-diyen-bir-ses-sokaga-cikma-yasagi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Jan 2010 12:48:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yönetici</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ayhan Hülagü]]></category>
		<category><![CDATA[Tiyatro]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatkonagi.net/?p=2204</guid>
		<description><![CDATA[ Bakırköy Belediye Tiyatroları’nda sahnelenen Civan Canova’nın yazdığı, Emrah Eren’in yönettiği Sokağa Çıkma Yasağı adlı oyun uzun süredir tiyatro severlerin karşısında. 1980 darbesi sonrasında Türkiye de kök salan toplumsal paranoyayı anlatan oyun, yakın tarihimizin en kanlı ve karanlık dönemine atıfta bulunuyor. Kara komedi formundan yazılan oyun; Sokağa çıkma yasağının uygulandığı bir gecede, bir otelin lobisinde herkesin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.bilgingenc.com/images/fresim/tiyatro.png"><img src="http://www.haber34.com/hr/bakirkoyde-sokaga-cikma-yasagi-17303.jpg" alt="" /></a> Bakırköy Belediye Tiyatroları’nda sahnelenen Civan Canova’nın yazdığı, Emrah Eren’in yönettiği Sokağa Çıkma Yasağı adlı oyun uzun süredir tiyatro severlerin karşısında. 1980 darbesi sonrasında Türkiye de kök salan toplumsal paranoyayı anlatan oyun, yakın tarihimizin en kanlı ve karanlık dönemine atıfta bulunuyor. Kara komedi formundan yazılan oyun; Sokağa çıkma yasağının uygulandığı bir gecede, bir otelin lobisinde herkesin birbirinden şüphelendiği, işlerin gittikçe arapsaçına döndüğü bir hikayeyi anlatıyor. Sıkı yönetim olduğu için sokağa çıkmak yasaktır. Şiddetle güldürünün birbirine karıştığı bu sıkıyönetim parodisinin içinde, seyirci dönemin olaylarını kıvrak zeka oyunları ile karmaşık ama yalın bir şekilde görüyor. Karmaşık ve yalın kelimesinin aynı anda bir cümlede kullanılışının sebebi oyunun yazarı ve dramaturgu şüphesiz.<br />
Oyunun yönetmenine bu kargaşayı ve yalınlığı aynı oyunda bir araya getirmenin sebebini sorduğum da verdiği cevap konuyu özetliyor: “Biz zaten muğlak bir oyun ortaya çıkarmaya çalıştık.” Oyunu ilk izlediğinizde bazı şeyleri anlamlandırmakta sıkıntı yaşayabilirsiniz. Çünkü isimsizleştiği için oda numarasıyla anılan insanlar, üzerindeki bulmaca elbisesiyle kıpırdamadan oturan kuklalar, ağaçta asılı duran boyun bağları sizi kara mizahın içinde duyarsızlaştırabilir. Ancak bir araya gelen yap bozun anlamlı parçaları size Türkiye’nin karanlık tarihine götürecektir.<br />
Oyunun metnini incelediğinizde Civan Canova’nın otel lobisindeki çalışanı şişman olarak yazdığını göreceksiniz. Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ı temsil eden bu karakter yönetmen tarafından daha evrensel bir karakter olan ‘Joker’ ile değiştirmiş. Lobinin duvarlarına asılan darbeyle iktidara gelen 12 ülkenin saati, zeki bir düşüncenin ürünü. Oyunu izlerken döneme ait soru işaretlerinizi çoğaltan bir reji dokunuşu da lobide uyuyan kişilerin öldü sanılıp üzerine bulmaca kağıtlarının serilmesi. Başarılı bir reji çalışmasından bahsettik şimdiye kadar, oyunculuk nasıl peki? Otelde çalışan Joker ve emekli emlakçı karakterini oynayan oyuncular göze çarpıyor öncelikle. Diğer oyuncularda bir o kadar başarılı.<br />
Oyunun başından sonuna kadar seyirciyi sürükleyen bir ritim grafiği var. Oyuncuları üst kattan lobiye indiren asansörün oyundaki kullanılış zamanlaması bu grafikte önemli yer tutuyor. Oyunun gerçek metninde olmayan ön oyun oyuna ayrı bir renk katmış.<br />
 <br />
Kostümlerde rahatsızlık veren bir seçim yok ama dekor tasarımcısı Ali Yenel başarısız bir dekor örneği ortaya koymuş. Sağdan ve soldan sahneye uzanan tank maketleri ile yoğun bir görsellik oluşturulma çabası, seyirci üzerinde dönemin askerinin oluşturduğu baskıyı dekorla oluşturma çabaları yanıtsız kalmış. Oyundan çıkınca elinize tutuşturulan broşürdeki bir yazı oyunun konusu darbenin özeti: “Bu akvaryumun suyu yalnızca kendi balıklarını zehirler&#8221;<br />
 <br />
Yazan: Civan CANOVA<br />
Yöneten: Emrah EREN<br />
Yönetmen Yrd: Esra PAMUKÇU, Bulut AKKALE, Pervin BAĞDAT, Emel SAYIM<br />
Dekor Tasarım: Ali YENEL<br />
Kostüm Tasarım: Gönül SİPAHİOĞLU<br />
Kukla Tasarım: Ayçın TAR<br />
Işık: Yüksel AYMAZ<br />
Dramaturg: Ceren ERCAN<br />
 </p>
<p>Oyuncular<br />
Ali Aziz ÇÖLOK<br />
Bulut AKKALE<br />
Didem GERMEN<br />
S. ULAŞ BAKIR<br />
Görkem Z. GÖNÜLŞEN<br />
Şirin Ç. TAŞPINAR<br />
Orhan ŞİMŞEK<br />
Burak DUR<br />
Beyti ENGİN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatkonagi.net/2010/01/29/darbelere-hayir-diyen-bir-ses-sokaga-cikma-yasagi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Açık Davet &#8211; M.Zübeyir Koçulu</title>
		<link>http://www.edebiyatkonagi.net/2010/01/28/acik-davet-m-zubeyir-koculu/</link>
		<comments>http://www.edebiyatkonagi.net/2010/01/28/acik-davet-m-zubeyir-koculu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Jan 2010 19:17:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yönetici</dc:creator>
				<category><![CDATA[M.Zübeyir Koçulu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatkonagi.net/?p=2197</guid>
		<description><![CDATA[
Bütün sofraları kaldır  önümden
Midemi bulandırıyor dönüp  duran bu hezeyan
Geldiğim yere gidiyorum ben
 
Karmaşık mezar yerleri gibi  şimdi odalarım
Dağılıyor yeryüzünün  tenha yerlerine
Yalan konuşuyor televizyondaki  şu adam
İştahlı bir sofranın başına  üşüşmüş
Lokma lokma insan çiğniyorlar!
 
Daralıyor içim, yağlı  paçavra atıyorlar göğsüme
Ölüm uyanıyor bende nefes  nefes üstüne
Sözüme kahırlar ilişiyor
Boğazıma uzanmış şu  mâhir el gibi
Bırak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://img140.imageshack.us/img140/933/gelinciktx4.jpg" alt="http://img140.imageshack.us/img140/933/gelinciktx4.jpg" width="261" height="209" /></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Bütün sofraları kaldır  önümden</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Midemi bulandırıyor dönüp  duran bu hezeyan</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Geldiğim yere gidiyorum ben</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Karmaşık mezar yerleri gibi  şimdi odalarım</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Dağılıyor yeryüzünün  tenha yerlerine</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Yalan konuşuyor televizyondaki  şu adam</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">İştahlı bir sofranın başına  üşüşmüş</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Lokma lokma insan çiğniyorlar!</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Daralıyor içim, yağlı  paçavra atıyorlar göğsüme</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Ölüm uyanıyor bende nefes  nefes üstüne</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Sözüme kahırlar ilişiyor</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Boğazıma uzanmış şu  mâhir el gibi</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Bırak da sanatsız öleyim  şu perişan dâr-ı dünyada</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Nasılsa ebru gibidir ölüm,  hayat levhasında.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Beni kurtaracak söz mü  var bu azaptan,</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Evrenin Önsözünden başka.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">İlk söylenen</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Hep söylenen</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Son söylenen</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Senin sözündür bunu bilirim</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Alır neyim varsa köhneyen</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Çıkar yanına gelirim.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Ne olur sabaha bırakma beni.</span></p>
<p style="text-align: right;"><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"><strong>M.Zübeyir Koçulu &#8211; Edebiyat Konağı Ocak 2010</strong><br />
</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatkonagi.net/2010/01/28/acik-davet-m-zubeyir-koculu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İ&#8217;tizar</title>
		<link>http://www.edebiyatkonagi.net/2010/01/10/itizar/</link>
		<comments>http://www.edebiyatkonagi.net/2010/01/10/itizar/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Jan 2010 21:51:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yönetici</dc:creator>
				<category><![CDATA[M.Zübeyir Koçulu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatkonagi.net/?p=2132</guid>
		<description><![CDATA[ 
bu hüznün kokusudur
geceye alabildiğine sinmiş
ne var ne yoktur aleme dair
-alem ki iç içe girmiş-
bir vâveyla şeklidir ufukları saran
bulutu giyinmiş zâhir
 
sen; ey
aşka mâhir bilinen şehr-i kadîm
bir yangın yeridir şimdi kalbim
elifin yangınına sürününce
hayat denen şey
elde kalan bestesiz bir intizar
yeryüzüne değen şaşkın bir zevaldir
 
aynanın hunhar katline düştü gözlerim
bunda da vardır bir hayır derim
hayır, der
ölüme aşinadır bu şehir
olursa topraktan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://3.bp.blogspot.com/_mU_FjViFvvU/R99rtuoPdkI/AAAAAAAAAF0/XRiJmCjnX0k/s400/k%25C4%25B1r%25C4%25B1kAyna.jpg" alt="" /> </p>
<p>bu hüznün kokusudur<br />
geceye alabildiğine sinmiş<br />
ne var ne yoktur aleme dair<br />
-alem ki iç içe girmiş-<br />
bir vâveyla şeklidir ufukları saran<br />
bulutu giyinmiş zâhir<br />
 <br />
sen; ey<br />
aşka mâhir bilinen şehr-i kadîm<br />
bir yangın yeridir şimdi kalbim<br />
elifin yangınına sürününce<br />
hayat denen şey<br />
elde kalan bestesiz bir intizar<br />
yeryüzüne değen şaşkın bir zevaldir<br />
 <br />
aynanın hunhar katline düştü gözlerim<br />
bunda da vardır bir hayır derim<br />
hayır, der<br />
ölüme aşinadır bu şehir<br />
olursa topraktan olur kaderim<br />
ki mevt insana helaldir<br />
yandıkça halelenir kalemim<br />
sürer o meçhul vakte değin<br />
kalbimdeki i&#8217;tizâr</p>
<p><strong>M.Zübeyir Koçulu &#8211; Edebiyat Konağı 2010</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatkonagi.net/2010/01/10/itizar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kaçış Ve Arayış yılı: 2010</title>
		<link>http://www.edebiyatkonagi.net/2010/01/03/kacis-ve-arayis-yili-2010/</link>
		<comments>http://www.edebiyatkonagi.net/2010/01/03/kacis-ve-arayis-yili-2010/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 Jan 2010 12:19:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yönetici</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmet Salih SARIKAYA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatkonagi.net/?p=2096</guid>
		<description><![CDATA[
İyi kötü, güzel çirkin her haliyle bir yılı daha geride bıraktık. Gelecek yılın bir öncekinden daha iyi olacağına dair umutlarımızı yitirmesek de bu yeni yılın birçok açıdan kaderdenk bir nokta olduğunu görmek gerekiyor. Böyle büyük değişimlerin yaşanacağı bir yıla çok büyük hayallerle girmek elbette beklenemez. Ancak yaşananlara bakarak daha sonrası için bu yılın bir dönüşüm [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://salihsarikaya.files.wordpress.com/2010/01/yeniyil.jpg" alt="http://salihsarikaya.files.wordpress.com/2010/01/yeniyil.jpg" /></p>
<p>İyi kötü, güzel çirkin her haliyle bir yılı daha geride bıraktık. Gelecek yılın bir öncekinden daha iyi olacağına dair umutlarımızı yitirmesek de bu yeni yılın birçok açıdan kaderdenk bir nokta olduğunu görmek gerekiyor. Böyle büyük değişimlerin yaşanacağı bir yıla çok büyük hayallerle girmek elbette beklenemez. Ancak yaşananlara bakarak daha sonrası için bu yılın bir dönüşüm yılı olacağını ümit ediyoruz. Elbette çiçekleri görmek için baharı beklemek gerekir. Bu nedenle de ülke adına yaşanan sıkıntıların önümüzdeki yıllar için yerini büyük bir ferahlığa bırakacağı ümidimizi yitirmeyelim. Ülkede yaşananları gerekenden fazla önemseyerek kültür sanatı daha doğrusu bu ülkenin geleceğini ihmal etmeyelim.  Çünkü ilerde bir gün tüm yaşananlar unutulacak ve bu ülke gerçek zenginliği olan kültür sanat ve medeniyet birikimiyle ayakta kalacak.</p>
<p>İnsan ister istemez bu yılların bir an önce geçmesini ümit ediyor. Yaşananların üzerimizde bıraktığı derin izler var. Bu yaraların iyileşmesi zaman alacağa benziyor.</p>
<p>Son yıllarda kültür ve sanata verilen önemin arttığına inanıyorum. Hem devlet olarak hem de belediyeler ve sosyal kuruluşlar olarak birçok girişimle karşı karşıyayız. Tüm bunlar gelecek adına bizleri daha da ümitlendirse de yapılan yatırımların daha dikkatli olması gerektiği gerçeğini gizlemiyor. Belediyeler çoğunluğu reklam amaçlı da olsa sanata ve edebiyata yatırım yapıyorlar. Bu yatırımların iyi değerlendirilmesi halinde yeni yılda büyük kırılmaların yaşanacağını düşünüyorum. Henüz birçok alanda yarım kalmış reformların bu yıl tamamlanacağı beklentisi içerisindeyim.</p>
<p>2010’un siyasal ve politik alanlarda yaşanan sıkıntılar anlamında 2009’dan daha geri kalacağını düşünmüyorum açıkçası. Bu nedenle ülkede bir şeylerin iyileşmesini bekledikten sonra kültür sanata olan yatırımları artırmayı düşünmek büyük bir ihmal olur kanaatindeyim.</p>
<p>2010 adına İstanbul Kültür Başkenti projesinin büyük bir fırsat olduğunu düşünüyor ve bunun yerinde kullanılacağını arzu ediyorum. Ayrıca bu arzuma diğer kültürel illerimizin de kültürel faaliyetlerini artırmasını eklemek istiyorum. Son zamanlar başlatılan uluslar arası ekonomik toplantıların benzerlerinin kültür sanat alanında da artırılması 2010 adına beklentilerimiz arasında. Taşra edebiyatının kendini toparlaması ve yeniden canlanması da en büyük temennilerimiz arasında. Çünkü son zamanlar popüler kültürün de etkisiyle ne yazık ki taşradan yeterince kaliteli eserler göremiyoruz. Yeni ve kaliteli dergiler bekliyoruz.</p>
<p>Yeni yılın tüm çile ve sıkıntılarıyla birlikte bu güzellikleri de beraberinde getirmeye gücü yeter mi bilmiyorum ama en azından şimdilik içimdeki umudu yitirmek istemiyorum. Kim bilir, her kaçış bir arayıştır aslında. Bir umut…</p>
<p style="text-align: right;">Ahmet Salih Sarıkaya</p>
<p style="text-align: right;">Fotoğraf: Edebiyat Konağı 2010</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatkonagi.net/2010/01/03/kacis-ve-arayis-yili-2010/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
